Bağlılık mı bağımlılık mı? Sevgi, özgürlük ve ihtiyaç arasındaki çizgi
Sağlıklı bağlılık yakınlık ile bireyselliği birlikte korurken, duygusal bağımlılık özdeğeri ve güvenliği partnerin varlığına bağlayabilir.
Bilge Türk | İyi Psikolog
İSTANBUL, TÜRKİYE — Sağlıklı sevgi, iki insanın birbirine hiç ihtiyaç duymaması değil; ihtiyaçlarını inkâr etmeden, özdeğerlerini ve yaşamlarının sorumluluğunu bütünüyle partnerlerine teslim etmeden yakınlık kurabilmesidir.
Erich Fromm’un Sevme Sanatı adlı eserinde yer verilen düşünce, bağımlılık ile sevgi arasındaki ayrımı oldukça keskin biçimde ifade eder:
“Bir insana salt kendi kendime yetemediğim için bağlıysam o kişi ancak bir can simidi olabilir. Aradaki bağın sevgiyle hiçbir ilgisi yoktur.”
Bu görüşün katılığı tartışılabilir. İnsan, doğası gereği ilişki kuran ve başkalarına ihtiyaç duyan bir varlıktır. Psikolojik sağlık, herkesten bağımsız yaşamak anlamına gelmez. Asıl ayrım, “Sana ihtiyacım var” cümlesinin karşılıklı dayanışmayı mı, yoksa kişinin kendi benliğini kaybettiği bir mecburiyeti mi anlattığıdır.
Bağlılık ile bağımlılık arasındaki temel fark nedir?
Bağlılıkta kişi partnerini sever, önemser ve ilişkinin devamı için emek verir. Ancak kendi düşüncelerini, sınırlarını, arkadaşlıklarını ve karar verme kapasitesini korur.
Bağımlı ilişkide ise partner yalnızca sevilen kişi değildir; özsaygının, güvenliğin ve duygusal dengenin başlıca kaynağı hâline gelir. Kişi, partnerin uzaklaşmasını yalnızca bir ilişki kaybı olarak değil, kendi değerinin ve bütünlüğünün çökmesi olarak yaşayabilir.
Bu nedenle bağlılık, “Seninle olmak istiyorum” diyebilirken bağımlılık çoğu zaman “Sen olmadan ben olamam” inancına yaklaşır.
Klinik açıdan hedef, “Kimseye ihtiyacım yok” noktasına ulaşmak değildir. İnsanların güven, destek, yakınlık ve ait olma ihtiyacı vardır. Sağlıklı gelişim, bu ihtiyaçların kişinin özgürlüğünü ve benlik bütünlüğünü ortadan kaldırmadan karşılanabilmesidir.
Özerklik ile yakınlık birbirinin zıddı değildir. Araştırmalar, kişinin ilişkide kendisi olarak kalabilmesiyle partnerine yakın hissedebilmesinin birlikte bulunabileceğini ve bu dengenin ilişki işlevselliği açısından önemli olduğunu gösteriyor.
“Muhtaç olduğum için değil, istediğim için” ne anlatır?
Bu cümle, sevginin zorunluluktan özgür tercihe geçişini anlatır.
“Muhtaç olduğum için” kurulan ilişkide partner, yalnızlık, değersizlik veya güvensizlik duygusunu sürekli olarak yatıştırması gereken kişi hâline gelebilir. İlişki böylece iki yetişkin arasındaki bağ olmaktan çıkarak bir tarafın diğerini ayakta tutmakla görevlendirildiği bir düzene dönüşebilir.
“İstediğim için” kurulan ilişkide ise kişi tek başına hiçbir duygu yaşamayan, eksiksiz ve her şeye yeten biri değildir. Yine özler, destek ister ve kaybetmekten korkabilir. Ancak sevdiği insanı kendi varlığının tek dayanağı hâline getirmez.
Bu yaklaşımın sağlıklı biçimi şöyle ifade edilebilir:
“Sana ihtiyacım olabileceğini kabul ediyorum; fakat bütün değerimi ve yaşam gücümü yalnızca sana bağlamıyorum. Seninle olmak benim özgür tercihimdir.”
Özgür tercih, bağlılığın zayıflaması anlamına gelmez. Tersine, ilişkiyi korkudan veya çaresizlikten değil, kişinin benimsediği değerlerden hareketle sürdürmesini sağlar.
Özdeğer ilişkiye bağlandığında ne olur?
Bazı kişiler kendilerini ancak partnerleri tarafından sevildiklerinde değerli hisseder. İlişki iyi gittiğinde özsaygıları yükselir; küçük bir çatışma, mesajın gecikmesi veya partnerin mesafeli davranması ise benlik değerinde keskin düşüşe yol açabilir.
Psikoloji literatüründe “ilişkiye bağlı özsaygı” olarak incelenen bu örüntü, kişinin kendisine ilişkin değer yargısını romantik ilişkinin günlük seyrine bağlamasını anlatır. Araştırmalar, bu özsaygı biçiminin ilişki olaylarına karşı daha yoğun duygusal dalgalanmalarla bağlantılı olduğunu gösteriyor.
Kişi böyle bir ilişkide şu davranışlara yönelebilir:
- Partnerin ilgisini sürekli kontrol etmek,
- Küçük uzaklaşmaları terk edilme işareti saymak,
- Sevilmek için kendi ihtiyaçlarını bastırmak,
- Partnerin onayına göre kişiliğini değiştirmek,
- İlişkiyi korumak adına saygısızlığı kabul etmek,
- Ayrılık ihtimalinde hayatın bütünüyle anlamını kaybedeceğini düşünmek.
Buradaki sorun sevmenin yoğunluğu değil, kişinin kendi değerini başka bir insanın değişken tutumuna teslim etmesidir.
Kaygılı bağlanma bağımlılık hissini güçlendirebilir
Bağlanma kaygısı yüksek kişiler, yakın ilişkilerde terk edilme ve yeterince sevilmeme ihtimaline karşı daha duyarlı olabilir. Partnerin ulaşılmaz olduğu zamanlarda yoğun güvence arama, zihinsel meşguliyet ve ayrılığa karşı aşırı hassasiyet görülebilir.
Bağlanma kuramına dayanan araştırmalar, kaygılı ve kaçınan bağlanma örüntülerinin stresli ilişki dönemlerinde farklı duygu düzenleme biçimleriyle ilişkili olduğunu gösteriyor. Kaygılı bağlanmada kişi yakınlığı kaybetme tehdidini büyütebilirken, kaçınan bağlanmada ihtiyaçların bastırılması ve duygusal uzaklaşma öne çıkabilir.
Ancak bağlanma kaygısı kişinin “zayıf”, “sorunlu” veya sevemeyen biri olduğu anlamına gelmez. Bu örüntüler fark edilebilir, ilişkisel deneyimlerle değişebilir ve psikoterapi içinde daha güvenli bir bağlanma kapasitesi geliştirilebilir.
Önemli olan, kaygının ilişkiyi yönetmeye başladığı noktayı fark etmektir:
“Bu davranışı sevgimden mi yapıyorum, yoksa terk edilme korkumu yatıştırmak için mi?”
Sağlıklı ilişkide karşılıklı bağımlılık da vardır
Batı psikolojisinde bireysellik bazen yanlış biçimde “hiç kimseye ihtiyaç duymamak” olarak yorumlanabilir. Oysa sağlıklı yetişkin ilişkileri yalnızca bağımsızlık üzerine kurulmaz; karşılıklı güvenme ve dayanışma da içerir.
İki insan hastalıkta, kayıpta, ekonomik zorlukta veya duygusal sıkıntıda birbirine dayanabilir. Partnerin varlığından güç almak tek başına bağımlılık değildir.
Sağlıklı karşılıklı bağlılıkta taraflar:
- Birbirinden destek alabilir,
- Gerektiğinde ayrı hareket edebilir,
- “Hayır” cevabına tahammül edebilir,
- Birbirinin arkadaşlıklarını ve hedeflerini destekler,
- Yakınlığı kontrol aracı olarak kullanmaz,
- Çatışma sırasında kimliklerini kaybetmez.
Romantik ilişkiler üzerine yapılan sistematik incelemeler, partnerlerin özerklik, yeterlilik ve yakınlık ihtiyaçlarını desteklemesinin psikolojik iyilik hâliyle ilişkili olduğunu bildiriyor.
Dolayısıyla sağlıklı formül, “Sana hiç ihtiyacım yok” değil; “Sana yaklaşırken kendimi terk etmiyorum” olabilir.
“Aradaki putları çıkarmak” psikolojik olarak nasıl okunabilir?
“Tek muhtaçlığımız yalnızca tek bir varlığa olabilir” sözü, inanç perspektifinde insanın mutlak bağlılığını ve nihai güvenini Allah’a yöneltmesi biçiminde yorumlanabilir.
Psikolojik açıdan “putlaştırma”, partnerin insan olma sınırlarının unutulmasıdır. Kişiden bütün yalnızlığı gidermesi, her yarayı iyileştirmesi, kesintisiz güven vermesi ve hayatın anlamını tek başına taşıması beklenir.
Hiçbir insan bu yükü sürekli taşıyamaz.
Partneri mutlaklaştırmamak, onu değersizleştirmek anlamına gelmez. Onu kusurları, sınırları ve özgür iradesi bulunan bir insan olarak sevmektir. Manevi bağın, kişisel değerlerin, arkadaşlıkların, üretmenin ve bireysel sorumluluğun ilişki içinde korunması; partner üzerindeki gerçek dışı yükü azaltabilir.
Fromm’un düşüncesi bu nedenle şöyle yumuşatılabilir:
Sevgi, ihtiyaçların tamamen ortadan kalkması değildir. Sevgi, ihtiyaçlarımızın sorumluluğunu bütünüyle başka bir insana yüklemeden ona özgürce yönelme kapasitesidir.
Kişi sevdiğine dayanabilir; fakat bütün varlığını onun omuzlarına bırakmamalıdır.
Bağlılık, iki insanın birbirine yaklaşmasıdır. Bağımlılık ise bazen bir insanın kendi merkezini terk ederek diğerinin hayatında yaşamaya çalışmasıdır.
Sağlıklı sevginin dili şu olabilir:
“Seni boşluğumu doldurmakla görevlendirdiğim için değil, seni gördüğüm ve özgür irademle seçtiğim için seviyorum. Sana bağlanırken kendimden vazgeçmiyorum.”
Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır ve bireysel psikoterapi ya da psikiyatrik değerlendirmenin yerini tutmaz.
İyiPsikolog.com
Tepkin Ne?
Harika
0
Kötü
0
Sevdim
0
Komik
0
Şaşırdım
0
Üzücü
0
Kızdım
0
Yorumlar (0)