İnsan neden kendine yalan söyler? Zihnin savunma mekanizmaları nelerdir
İnsan zihni, bilişsel çelişki ve öz-hizmet yanlılığıyla gerçeği kendi lehine yeniden yorumlayabilir; bu durum farkındalığı ve gelişimi zorlaştırır.
Serdar Durat | İyi Psikolog
ANKARA, TÜRKİYE — İnsan zihni, davranışlarıyla inançları çatıştığında gerçeği olduğu gibi kabul etmek yerine huzurunu ve benlik saygısını koruyacak daha rahatlatıcı açıklamalar üretmeye yönelebilir.
Bu nedenle en inandırıcı yalanlar her zaman başkalarına söylediklerimiz değildir. Bazen insan, yaşamındaki seçimleri, başarısızlıkları, kırgınlıkları ve hatalarıyla yüzleşmemek için önce kendisini ikna eder. Üstelik bunu çoğu zaman bilinçli bir aldatma planıyla değil, zihnin otomatik savunmaları aracılığıyla yapar.
İnsan neden kendine yalan söyler?
Yalan söylemek çoğumuzun ahlaki olarak reddettiği bir davranıştır. Ancak psikoloji, insan zihninin doğru ile yanlış arasında yalnızca ahlaki kurallara göre hareket etmediğini gösteriyor.
İnsan, kendisini tutarlı, iyi niyetli, başarılı ve haklı biri olarak görmek ister. Davranışları bu benlik algısıyla çatıştığında zihinsel bir rahatsızlık ortaya çıkar. Kişi bu rahatsızlığı gidermek için davranışını değiştirebilir; fakat daha kolay olan başka bir yol da vardır: Gerçeği kendi lehine yeniden yorumlamak.
Yanlış bir karar verdiğimizde “O gün başka seçeneğim yoktu” diyebiliriz. Başarısız olduğumuzda “Zaten adil bir yarış değildi” diye düşünebiliriz. Birini kırdığımızda ise “Onun iyiliği için söyledim” diyerek sorumluluğumuzu hafifletmeye çalışabiliriz.
Bu açıklamaların bazıları gerçek bir pay taşıyabilir. Sorun, onları olayın tamamını görmemek ve kendi payımızı değerlendirmemek için kullandığımızda başlar.
Bilişsel çelişki gerçeği nasıl yeniden şekillendirir?
Amerikalı sosyal psikolog Leon Festinger’in 1957 yılında ortaya koyduğu Bilişsel Çelişki Kuramı, kişinin inançları, tutumları ve davranışları arasında uyumsuzluk oluştuğunda psikolojik rahatsızlık yaşadığını açıklar.
Kendini dürüst biri olarak gören bir kişi çıkarı için gerçeği çarpıttığında, davranışıyla benlik algısı çatışır. Bu çelişkiyi azaltmanın en sağlıklı yolu hatayı kabul etmek ve davranışı değiştirmektir. Ancak zihin çoğu zaman daha az acı veren seçeneği tercih eder.
Kişi, “Herkes böyle yapıyor”, “Benim durumum farklıydı” veya “Aslında kimse zarar görmedi” gibi gerekçeler üretebilir. Böylece davranış aynı kalırken ona yüklenen anlam değişir.
Bu mekanizma kısa vadede huzur sağlayabilir. Uzun vadede ise insanın aynı davranışı tekrarlamasına, sorumluluktan uzaklaşmasına ve hatalarını fark edememesine neden olabilir.
Öz-hizmet yanlılığı benlik saygısını nasıl korur?
Kendimizi değerlendirme biçimimizi etkileyen eğilimlerden biri de öz-hizmet yanlılığıdır. İnsanlar genellikle başarılarını zekâlarına, yeteneklerine ve çalışkanlıklarına bağlarken başarısızlıklarını dış koşullarla açıklamaya daha yatkındır.
Bir sınavdan yüksek not aldığımızda “Çok iyi hazırlandım” diyebiliriz. Düşük not aldığımızda ise soruların adaletsiz olduğunu, zamanın yetmediğini veya öğretmenin değerlendirmesinin hatalı olduğunu düşünebiliriz.
Elbette başarısızlığın gerçekten dış koşullardan kaynaklandığı durumlar vardır. Ancak insan her olumsuz sonucu yalnızca çevresine yüklediğinde kendisini geliştirme imkânını kaybeder.
Öz-hizmet yanlılığı benlik saygısını geçici olarak korur. Bunun bedeli ise kişinin eksik yönlerini, yanlış tercihlerini ve geliştirmesi gereken becerilerini görememesi olabilir.
Gerçek özgüven, her durumda haklı olduğuna inanmak değildir. Hatalı olduğunda bunu kabul edebilecek kadar sağlam bir benlik geliştirebilmektir.
Kendi önyargılarımızı neden fark edemeyiz?
Psikolog Emily Pronin ve meslektaşlarının çalışmaları, insanların başkalarının bilişsel önyargılardan etkilendiğini kolayca fark ederken kendilerini daha objektif görme eğiliminde olabildiğini ortaya koydu.
Bu durum psikolojide “kör nokta yanlılığı” olarak adlandırılır. Başkalarının kıskançlığını, çıkarcılığını, öfkesini veya taraflı yaklaşımını kolayca görebiliriz. Aynı duygular kendi davranışlarımızı etkilediğinde ise onları mantıklı gerekçelerle açıklayabiliriz.
Çünkü başkalarının davranışlarını dışarıdan gözlemleriz; kendi davranışlarımızı ise niyetlerimiz üzerinden değerlendiririz. Kendimizi iyi niyetli bildiğimiz için ortaya çıkan olumsuz sonucu daha kolay mazur görebiliriz.
Bu yüzden başkalarının kusurları bize daha belirgin, kendi kusurlarımız ise daha anlaşılır görünür. İnsan yalnızca yaptıklarına değil, yaptığı şeyleri açıklamak için kullandığı gerekçelere de dikkat etmelidir.
Kendini sorgulamak neden gelişimin temelidir?
Sokrates’e atfedilen “Sorgulanmamış hayat yaşanmaya değmez” sözü, insanın düşüncelerini, değerlerini ve seçimlerini değerlendirmesinin önemini anlatır.
Doğu düşüncesinde de benzer bir yaklaşım görülür. Mevlânâ insanın değişebilme gücüne dikkat çekerken Yunus Emre, kişinin önce kendi içine yönelmesini ve kendisini tanımasını öğütler.
Farklı çağlarda yaşamış düşünürlerin ortak mesajı açıktır: İnsan, kendisini tanımadan dünyayı bütünüyle doğru okuyamaz.
Bilimsel ilerlemenin temelinde de aynı ilke bulunur. Bilim insanları yalnızca başkalarının görüşlerini değil, kendi varsayımlarını da sınar. Isaac Newton’dan Marie Curie’ye, Aziz Sancar’dan Tu Youyou’ya kadar bilime katkıda bulunan isimlerin başarısı, hiç yanılmamış olmalarından değil; düşüncelerini kanıt karşısında yeniden değerlendirebilmelerinden kaynaklanır.
Bilim, hatasız insanların değil, yanılabileceğini kabul eden ve hatasını düzelten insanların omuzlarında yükselir.
İnsanın kendisiyle dürüst hesaplaşması nasıl başlar?
Kendine karşı dürüst olmak, insanın her davranışı için kendisini suçlaması anlamına gelmez. Amaç, kendini acımasızca yargılamak değil; sorumluluk payını savunmaya geçmeden görebilmektir.
Bunun için kişi zor bir olayın ardından kendisine şu soruları yöneltebilir:
“Bu olayda benim payım neydi?”, “Kendimi haklı çıkarmak için hangi gerekçeleri kullanıyorum?”, “Aynı davranışı başka biri yapsaydı onu nasıl değerlendirirdim?” ve “Bu deneyimden ne öğrenebilirim?”
Gerçek olgunluk, kusursuz görünmeye çalışmak değil; kusurlarını inkâr etmeden onlarla yüzleşebilmektir. Çünkü insanın en tehlikeli yalanı, başkasına söylediği değil, zaman içinde doğru olduğuna kendisini inandırdığı yalandır.
Bu tür bir yalan yalnızca gerçeğin üzerini örtmez. Tekrarlanan gerekçeler, kişinin davranışlarını ve zamanla karakterini de değiştirebilir.
İnsanın kendisiyle yaptığı en dürüst hesaplaşma çoğu zaman kimsenin görmediği bir sessizlikte gerçekleşir.
Bugün aynaya baktığınızda yalnızca yüzünüzü değil, düşüncelerinizi de görmeye çalışın. Çünkü camdan yapılan aynalar görüntünüzü gösterir; vicdandan yapılan aynalar ise kim olduğunuzu.
Bu içerik psikoeğitim amacı taşır; psikolojik değerlendirme veya profesyonel destek yerine geçmez.
İyiPsikolog.com
Tepkin Ne?
Harika
0
Kötü
0
Sevdim
0
Komik
0
Şaşırdım
0
Üzücü
0
Kızdım
0
Yorumlar (0)