İlişkilerde güvensizlik: Başkasının iç çatışması sizi nasıl etkiler?

Düşük özsaygı ve güvensizlik, yakın ilişkilerde eleştiri, sürekli sınama ve çatışma olarak yansıyabilir; ancak bu ilişki herkes için aynı değildir.

18.07.2026 - 22:43
0
İlişkilerde güvensizlik: Başkasının iç çatışması sizi nasıl etkiler?

Bilge Türk | İyi Psikolog

İSTANBUL, TÜRKİYE — Bir kişinin değersizlik, yetersizlik veya güvensizlik duyguları yalnızca kendi iç dünyasında kalmayabilir; yakın ilişkilerde algıları, iletişim biçimini ve çatışma davranışlarını da etkileyebilir.

Psikolog ve Aile Danışmanı Betül Altun, sosyal medya hesabındaki paylaşımında, kişinin kendisinde eksik hissettiği bazı özelliklerin yakın ilişkilerde karşısındaki insanın güvenini ve netliğini etkileyebileceğine dikkat çekti:

“Değersiz hisseden biri, sizin değerinizi de sorgulatmaya çalışabilir. Yeterli hissetmeyen biri, sizin yeterliliğinizi de sürekli test edebilir.”

Altun ayrıca içsel huzursuzluk, sınır koymakta zorlanma ve düşük özgüvenin karşı tarafın huzuruna, sınırlarına ve güven duygusuna yansıyabileceğini belirtti. Bu yaklaşım bazı ilişki dinamiklerini açıklayabilse de bilimsel açıdan önemli bir ayrım gerekiyor: Düşük özsaygıya sahip her insan partnerini değersizleştirmez ve ilişkideki her eleştiri karşı tarafın içsel eksikliklerinden kaynaklanmaz.

İçsel güvensizlik ilişkiye nasıl taşınır?

İnsanlar yakın ilişkilerinde yalnızca partnerlerinin davranışlarına değil, bu davranışlara yükledikleri anlamlara da tepki verir. Kendisini sevilmeye veya değer görmeye layık bulmakta zorlanan biri, partnerinin olumlu yaklaşımını küçümseyebilir; belirsiz davranışları ise reddedilme işareti olarak yorumlayabilir.

Romantik çiftlerle yapılan bir araştırmada, düşük özsaygıya sahip kişilerin partnerlerinin kendilerini gerçekte olduğundan daha olumsuz gördüğünü düşündükleri belirlendi. Bu güvensiz algı, partneri daha az olumlu değerlendirme ve ilişkiden daha düşük memnuniyet duyma ile bağlantılıydı.

İki ayrı uzunlamasına çalışmada ise toplamda binlerce çift yıllar boyunca izlendi. Her iki partnerin özsaygısındaki gelişimin, çiftin ortak ilişki memnuniyetindeki değişimle bağlantılı olduğu görüldü. Bulgular, kişinin kendisiyle kurduğu ilişkinin çift ilişkisinden tamamen bağımsız olmadığını gösteriyor.

Değersizlik duygusu neden eleştiriye dönüşebilir?

Kendisine ilişkin olumsuz inançları bulunan kişi, başkasının başarısını, özgüvenini veya bağımsızlığını tehdit olarak algılayabilir. Bu durum bazı ilişkilerde küçümseme, sürekli kusur bulma, karşılaştırma veya partnerin yeterliliğini sınama biçiminde görülebilir.

Ancak bu davranışların otomatik olarak “yansıtma” şeklinde adlandırılması doğru olmaz. Gündelik dilde yansıtma, kişinin kendisinde kabul etmekte zorlandığı duyguları başkasında görmesi anlamında kullanılıyor. Klinik değerlendirmede ise davranışın bağlamına, sıklığına ve kişinin niyetinden çok yarattığı etkiye bakılması gerekir.

Bağlanma güvensizliği üzerine yapılan bir çift çalışmasında, kaçınmacı bağlanma özellikleri yüksek kişilerin partnerlerinin olumsuz duygularını olduğundan daha yoğun algılayabildiği; bu algının çatışma sırasında daha savunmacı ve düşmanca davranışlarla ilişkili olduğu bulundu.

Bu bulgu, içsel güvensizliğin bazen partnerin davranışlarını tarafsız değerlendirmeyi zorlaştırabileceğini gösteriyor. Yine de tek bir tartışma veya eleştiri üzerinden kişilik değerlendirmesi yapılmamalı.

Sürekli test etme ve güvence arama döngüsü

Kendini yeterli veya sevilebilir hissetmeyen bazı kişiler, partnerlerinden tekrar tekrar güvence istemeye başlayabilir. “Beni gerçekten seviyor musun?”, “Benden sıkıldın mı?” veya “Beni terk edecek misin?” gibi sorular zaman zaman doğal olabilir. Fakat alınan cevap kişiyi rahatlatmıyor ve aynı güvence kısa aralıklarla yeniden isteniyorsa ilişki yorucu bir döngüye girebilir.

Çiftlerle yürütülen araştırmalarda aşırı güvence aramanın bağlanma kaygısıyla ilişkili olduğu ve partnerler tarafından da fark edildiği görüldü. Bu davranış, kişinin reddedilmeyeceğine dair kesinlik arayışını geçici olarak yatıştırsa da temel güvensizliği kalıcı biçimde çözmeyebilir.

Başka bir araştırmada aşırı güvence arama davranışının partnerin bildirdiği daha düşük ilişki kalitesiyle bağlantılı olduğu belirlendi. Ancak araştırmacılar, etkilerin depresif belirtiler, terk edilme inançları ve partnerin tepkileri gibi farklı etkenlere göre değişebileceğini vurguladı.

Bir kişinin huzursuzluğu diğerini de etkileyebilir

Yakın ilişkilerde duygular bütünüyle kişisel kalmaz. Sürekli gerginlik, geri çekilme, eleştiri veya belirsizlik yaşayan kişi zamanla kendi davranışlarını daha fazla sorgulamaya başlayabilir.

Beş yıl boyunca bin 93 çiftin izlendiği bir araştırmada, algılanan çatışma sıklığı ve yapıcı olmayan çatışma biçimlerinin yalnızca kişinin kendi özsaygısıyla değil, partnerinin özsaygısındaki değişimlerle de bağlantılı olduğu görüldü. Araştırma, ilişkideki çatışma ile özsaygının zaman içinde karşılıklı biçimde birbirini etkileyebildiğine işaret etti.

Bu nedenle “Onun sorunu, beni etkilemez” düşüncesi her zaman gerçekçi olmayabilir. Bir partnerin düzenleyemediği öfke, korku veya güvensizlik, diğer partnerin kendisini huzursuz, yetersiz ya da sürekli tetikte hissetmesine yol açabilir.

Bununla birlikte partnerin stresine duyarlı olmak her zaman zararlı değildir. Yeni çiftler üzerinde yapılan çalışmalarda, partnerin yaşadığı strese empatik tepki verilmesi ve bu tepkinin destekleyici olarak algılanması daha yüksek ilişki kalitesiyle bağlantılı bulundu. Belirleyici fark, duygunun varlığından çok nasıl ifade edildiği ve çift tarafından nasıl düzenlendiğidir.

Sınırların bulanıklaşması nasıl anlaşılır?

Sağlıklı bir ilişkide yakınlık ile bireysellik birlikte var olabilir. Tarafların ayrı düşünceleri, arkadaşlıkları, özel alanları ve kararları bulunabilir.

Sınırların bulanıklaştığını düşündürebilecek davranışlar arasında sürekli hesap sorma, özel mesajları denetleme, “hayır” cevabını kabul etmeme, partnerin arkadaşlıklarını sınırlandırma, suçluluk oluşturarak kararlarını değiştirme ve her bağımsız davranışı sevgisizlik olarak yorumlama bulunabilir.

Burada esas soru, karşıdaki kişinin neden böyle davrandığını tahmin etmekten önce davranışın etkisini değerlendirmektir:

“Hayır” dediğimde cezalandırılıyor muyum? Kendi kararlarımı verebiliyor muyum? Sürekli kendimi kanıtlamak zorunda hissediyor muyum? Bu ilişkide düşüncelerim ve duygularım ciddiye alınıyor mu?

Bir kişinin kendi sınırlarını oluşturmakta zorlanması, diğer kişinin sınırlarını ihlal etmesini haklı çıkarmaz.

Anlamak, zarar veren davranışa katlanmak değildir

Bir davranışın ardındaki değersizlik, terk edilme korkusu veya geçmiş yaşantıları anlamak, o davranışı kabul etmek zorunda olmak anlamına gelmez.

İlişkideki sorun değerlendirilirken kişinin hatasını kabul edip etmediğine, sorumluluk alıp almadığına ve davranışını değiştirmek için çaba gösterip göstermediğine bakılabilir. Tek seferlik bir hata ile tekrarlayan küçümseme, kontrol ve manipülasyon aynı şekilde ele alınmamalı.

Sürekli eleştiri, güven sorgulaması veya sınır ihlali kişinin özsaygısını ve psikolojik iyilik hâlini belirgin biçimde etkiliyorsa profesyonel destek alınabilir. Tehdit, şiddet, zorlayıcı kontrol veya sosyal çevreden yalıtma bulunuyorsa öncelik ilişkinin nedenini çözmek değil, kişinin güvenliğini korumaktır.

Altun’un paylaşımının bilimsel açıdan taşıdığı temel mesaj şu şekilde özetlenebilir: İnsanlar yakın ilişkilerine yalnızca sevgilerini ve güçlü yönlerini değil, korkularını ve çözülmemiş çatışmalarını da getirir. Ancak bu durum kaçınılmaz bir kader değildir. Öz farkındalık, sorumluluk alma, açık iletişim ve gerektiğinde psikolojik destek, bu döngülerin değişmesine yardımcı olabilir.

Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; psikolojik değerlendirme veya psikoterapinin yerine geçmez.

İyiPsikolog.com

Tepkin Ne?

Harika Harika 0
Kötü Kötü 0
Sevdim Sevdim 0
Komik Komik 0
Şaşırdım Şaşırdım 0
Üzücü Üzücü 0
Kızdım Kızdım 0
Editör

Editör | İyiPsikolog.com, psikologlar ve ruh sağlığı uzmanlarının bilimsel görüşlerini; güncel psikoloji haberlerini, terapi yaklaşımlarını ve mental sağlık alanındaki gelişmeleri doğru, güvenilir ve etik habercilik anlayışıyla sunar. Uluslararası psikoloji ve sağlık haberciliği standartları doğrultusunda, bilimsel veriler ve uzman görüşleri analiz edilerek kamuoyuna aktarılır.

Yorumlar (0)

User