Teslim olmak değil, kabul etmek: Zihin neden bırakınca rahatlıyor?
Kabul etmek, vazgeçmek değildir; psikolojik esneklik, düşünce bastırma ve hedeflerden ayrılma araştırmaları zihinsel rahatlamayı açıklıyor.
Bilge Türk | İyi Psikolog
ANKARA, TÜRKİYE — “Teslim olunca her şey değişir, zorlamayınca akar, beklemeyince gelir, kabul edince iyileşir” sözü bilimsel bir yasa değil; ancak kabul, düşünce bastırma ve psikolojik esneklik araştırmaları bu ifadenin bazı bölümlerini açıklayabiliyor.
Bilimsel açıdan belirleyici ayrım, “teslim olmak” ile “kabul etmek” arasında bulunuyor. Kabul; yaşanan duyguyu, düşünceyi veya durumu olduğu gibi fark etmek, onun varlığını inkâr etmemek ve bütün enerjiyi onunla savaşmaya harcamamaktır. Vazgeçmek, haksızlığa boyun eğmek ya da hiçbir şey yapmamak anlamına gelmez.
Bu sözün çekiciliği, insanların kontrol edemedikleri süreçlerde yaşadığı zihinsel yorgunluğa dokunmasından kaynaklanıyor. İlişkiler, sağlık, iş, yas ve belirsizlik dönemlerinde kişi yalnızca olayın kendisiyle değil, “Böyle olmamalıydı” düşüncesiyle de mücadele edebiliyor. Psikolojide iyileştirici kabul, olayın iyi veya adil olduğunu söylemek yerine mevcut durumu doğru görerek enerjiyi seçilebilir davranışlara yöneltmeyi amaçlıyor.
Kabul etmek, vazgeçmek değildir
Psikoloji araştırmalarında kabul kavramı; deneyimi fark etme, ona alan açma, yargılamadan gözlemleme ve deneyime aşırı bağlanmama gibi farklı boyutlarla açıklanıyor. Bu yaklaşım, “Bunu istemiyorum ama şu anda bununla karşı karşıyayım” diyebilmeyi içeriyor. Kişi böylece gerçekliği onaylamış olmaz; yalnızca mevcut olduğunu kabul ederek bir sonraki adımını daha bilinçli seçebilir.
Kabul ve Kararlılık Terapisi’nde amaç, olumsuz duyguları tamamen yok etmek değil; kişi için önemli değerler doğrultusunda hareket edebilmek için psikolojik esnekliği artırmaktır. Kapsamlı bir bilimsel değerlendirme, ACT temelli müdahalelerin deneyimsel kaçınmayı ve bilişsel katılığı azaltabildiğini; kabulü, değerlerle teması ve kararlı eylemi artırabildiğini bildirdi.
Önemli sınır şudur: Kabul, pasiflik değildir. Tehlikeli bir ilişkide kalmak, ayrımcılığa sessiz kalmak, tedaviyi bırakmak veya hak aramaktan vazgeçmek “kabul” sayılmaz. Kişi aynı anda hem “Bu şu anda yaşanıyor” diyebilir hem de sınır koyabilir, yardım isteyebilir, tedaviye başlayabilir veya hukuki mücadele verebilir.
Zihinsel direnç neden yükü büyütebilir?
İnsan zihni istenmeyen düşünceyi zorla susturmaya çalıştığında ters bir etki ortaya çıkabilir. Daniel Wegner ve çalışma arkadaşlarının klasik “beyaz ayı” deneyinde, katılımcılardan belirli bir düşünceyi bastırmaları istendiğinde daha sonra o düşüncenin zihne daha sık döndüğü görüldü. Bu bulgu, “Bunu düşünmemeliyim” çabasının zihnin aynı içeriği sürekli kontrol etmesine yol açabileceğini gösterdi.
Benzer biçimde üzüntü, kaygı veya öfkeyi “hemen bitirmeye” çalışmak, kişinin duyguyu sürekli ölçmesine neden olabilir: “Geçti mi, neden hâlâ buradayım, neden böyle hissediyorum?” Bu ikinci mücadele, ilk acının üzerine yetersizlik ve kontrol kaybı duygusu ekleyebilir.
Deneyimsel kaçınma araştırmaları, rahatsız edici düşünce ve duygulardan sürekli uzaklaşma çabasının farklı psikolojik sorunlarla ilişkili olduğunu gösteriyor.
“Beklemeyince gelir” sözü ne kadar doğru?
Bir şeyi beklemeyi bırakmak, onun gerçekleşmesini doğrudan sağlamaz. Bilimsel olarak “İstemeyi bırakırsan evren sana verir” biçiminde bir nedensellik gösterilmiş değildir. Ancak beklentiyi sürekli izlemeyi bırakmak, zihinsel meşguliyeti azaltabilir ve kişinin davranışlarını değiştirebilir.
Örneğin sürekli mesaj bekleyen biri telefonunu daha az kontrol ettiğinde zamanın daha hızlı geçtiğini ve mesajın “birden geldiğini” düşünebilir. İş arayan biri sonucu saplantılı biçimde izlemek yerine yeni başvurulara yöneldiğinde fırsat ihtimalini davranış yoluyla artırabilir. Buradaki değişim mistik değil; dikkat, zaman algısı ve eylem biçimindeki değişimdir.
Belirsizliğe tahammülsüzlük, kaygı, kaçınma ve tekrarlayıcı düşünmeyle yakından ilişkilidir. Araştırmalar, belirsizliği yoğun bir tehdit olarak algılayan kişilerin ruminasyon ve işlevsiz duygu düzenleme döngülerine daha kolay girebildiğini gösteriyor.
Ulaşılmaz hedefi bırakmak bazen sağlıklıdır
Israr her zaman dayanıklılık değildir. Değiştirilemeyen veya artık ulaşılması mümkün olmayan bir hedefe bütün kaynakları bağlamak; suçluluk, tükenme ve başarısızlık hissini uzatabilir.
Hedef uyarlama araştırmaları, ulaşılmaz hedeften zihinsel olarak ayrılabilme ve yeni, anlamlı hedeflere yönelebilme kapasitesinin daha iyi yaşam kalitesiyle ilişkili olduğunu gösteriyor.
Bu nedenle “zorlamayınca akar” sözü, kontrol edilemeyeni zorlamayı bırakıp kontrol edilebilir alana dönmek biçiminde yorumlandığında psikolojik bir karşılık bulabilir. Sağlıklı bırakma, “Hiçbir şey yapmayacağım” değil; “İşe yaramayan mücadeleyi bırakıp etkili olabilecek adıma yöneleceğim” demektir.
Kabul ne zaman iyileştirici olabilir?
Olumsuz duygu ve düşünceleri yargılamadan kabul etmeye daha yatkın kişilerin, stresli olaylar sırasında daha düşük ikincil olumsuz duygu yaşadığı ve zaman içinde daha iyi psikolojik sağlık göstergeleri bildirdiği bulundu.
Ancak kabul tek başına her sorunu çözmez. Travma, ağır depresyon, panik bozukluk, şiddet, istismar, bağımlılık veya ciddi yas süreçlerinde “Kabul et, geçer” demek hem yetersiz hem de zarar verici olabilir.
Kabul; gerektiğinde psikoterapi, tıbbi değerlendirme, sosyal destek ve hukuki korumanın yerine geçmez. Klinik çalışmalarda kabul temelli yaklaşımlar yararlı sonuçlar verse de etkiler soruna, kişiye ve uygulamanın niteliğine göre değişiyor.
Bilimsel kabul pratiği nasıl uygulanır?
İlk adım, yaşananı kısa ve yorumsuz biçimde adlandırmaktır: “Şu anda kaygı var”, “Bu sonucu kontrol edemiyorum” veya “Bu olayın gerçekleşmiş olmasını istemiyorum ama gerçekleşti.”
İkinci adım, kontrol edilebilen ve edilemeyen unsurları ayırmaktır. Üçüncü adım ise kişinin değerleriyle uyumlu küçük bir davranış seçmesidir.
Günlük uygulamada şu dört soru kullanılabilir:
- Şu anda ne hissediyorum?
- Bunun hangi kısmı benim kontrolümde?
- Zihnim hangi sonucu zorla garanti etmeye çalışıyor?
- Bugün değerlerime uygun atabileceğim en küçük adım ne?
Cevap; beş dakikalık yürüyüş, bir telefon görüşmesi, sınır koyan bir mesaj veya yalnızca dinlenmek olabilir. Ölçüt, duygunun hemen kaybolması değil, davranışın daha bilinçli hâle gelmesidir.
Bu yaklaşımda amaç duyguyu kovmak değil, duygu varken de işlevsel hareket edebilmektir. Kişi düşünceyi gerçekliğin tamamı olarak değil, zihinden geçen bir içerik olarak görmeye başladığında davranış alanı genişleyebilir.
Dolayısıyla sözün bilimsel karşılığı şöyle kurulabilir: Her şey teslim olunca değişmez; fakat gerçeklikle savaşmayı azaltmak, düşünceleri bastırmak yerine gözlemlemek ve ulaşılmaz hedeften gerektiğinde ayrılmak, insanın daha esnek ve etkili hareket etmesini sağlayabilir.
İyileşme çoğu zaman vazgeçmekten değil, enerjiyi işe yaramayan mücadeleden anlamlı eyleme taşımaktan geçer.
İyiPsikolog.com
Tepkin Ne?
Harika
0
Kötü
0
Sevdim
0
Komik
0
Şaşırdım
0
Üzücü
0
Kızdım
0
Yorumlar (0)