Tekrarlayan sorunların arkasında öz-yalan ve inkâr döngüsü olabilir
Öz-yalan kısa süreli rahatlama sağlasa da sorunların çözümünü geciktirebilir; tekrar eden döngüler ve savunmacı açıklamalar uyarıcı olabilir.
BİLGE TÜRK | İYİ PSİKOLOG
İSTANBUL / TÜRKİYE — İnsan zihni, acı veren gerçeklerin oluşturduğu kaygı ve suçlulukla başa çıkmak için bazı durumları farkında olmadan çarpıtabilir; bu süreç kronikleştiğinde aynı sorunların tekrarlanmasına zemin hazırlayabilir.
Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikoloğu Gizem Karpat, psikolojide “öz-yalan” olarak ele alınan bu mekanizmanın kısa vadede kişiyi rahatlatabildiğini, ancak sorunların gerçekçi biçimde çözülmesini ve sağlıklı kararlar alınmasını geciktirebildiğini belirtti.
Psikoloji literatüründe öz-yalan, kişinin kendisi için önemli bir inancı güçlü karşı kanıtlara rağmen korumasıyla ilişkili bir süreç olarak tartışılıyor. Buna yakın olan inkâr ise Amerikan Psikoloji Birliği tarafından rahatsız edici düşünce, duygu veya olayların bilinçli farkındalığın dışında tutulduğu bir savunma mekanizması şeklinde tanımlanıyor. Bu kavramlar tek başına psikiyatrik tanı anlamına gelmiyor.
Öz-yalan zihni kısa süreliğine rahatlatabilir
Karpat’a göre öz-yalanın amacı çoğunlukla dışarıdaki bir kişiyi aldatmak değil, kişinin psikolojik dengesini korumaktır. Bir ilişkinin zarar verdiğini, bir alışkanlığın kontrolden çıktığını veya iş hayatında tükenmişlik yaşandığını kabul etmek kayıp, utanç ya da başarısızlık hissi oluşturabilir.
Zihin bu yükü azaltmak için “O kadar da kötü değil”, “İstersem hemen bırakabilirim” veya “Ben aslında hiç üzülmüyorum” gibi daha katlanılabilir açıklamalar geliştirebilir.
Bu tür rasyonelleştirmeler bilişsel çelişkiyle bağlantılı olabilir. İnsanlar davranışları, değerleri ve inançları birbiriyle çatıştığında oluşan rahatsızlığı azaltmak amacıyla kararlarını sonradan daha olumlu yorumlayabilir veya ters düşen bilgileri küçümseyebilir. Araştırmalar, zor kararların ardından kişinin seçmediği seçeneğin değerini zihninde azaltabildiğini gösteriyor.
Kısa süreli psikolojik koruma her zaman zararlı değildir. Sorun, geçici savunmanın kalıcı bir yaşam biçimine dönüşmesi ve değişim için gerekli gerçeklerle temasın sürekli ertelenmesidir.
Öz-yalan ile bilinçli inkâr aynı süreç değil
Karpat, öz-yalan ile bilinçli inkâr arasındaki temel farkın kişinin farkındalık düzeyi olduğunu söyledi.
Öz-yalan sürecinde kişi, kendi oluşturduğu açıklamaya gerçekten inanabilir ve gerçeği çarpıttığını açık biçimde fark etmeyebilir. Bilinçli inkârda ise gerçeğin varlığı büyük ölçüde bilinir; ancak kişi onu kabul etmekten, konuşmaktan veya sonuçlarıyla yüzleşmekten kaçınır.
Bununla birlikte gerçek yaşamda bu iki süreç her zaman kesin çizgilerle ayrılmayabilir. İnsan aynı konunun bazı yönlerini fark ederken başka yönlerini görmezden gelebilir. Savunma mekanizmalarının amacı çoğu zaman benlik saygısını ve psikolojik bütünlüğü korumaktır; ancak gerçeği sürekli dışarıda bırakmaları işlevselliği bozabilir.
Bu nedenle yalnızca “Ben iyiyim” veya “Sorunum yok” cümlesi üzerinden bir kişide inkâr bulunduğu sonucuna varılamaz. Söylenenlerle davranışlar, bedensel tepkiler, ilişkiler ve günlük yaşamın işleyişi birlikte değerlendirilmelidir.
Tekrarlayan sorunlar önemli bir işaret olabilir
Karpat, aynı sorunların farklı kişilerle tekrar etmesi, benzer hayal kırıklıklarının kronik bir döngüye dönüşmesi veya kişinin kendisini sürekli haklı çıkarmak için aynı açıklamaları yapması hâlinde öz-yalan ihtimalinin dürüstçe değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.
Örneğin bütün ilişkilerin “karşı tarafın hatası” nedeniyle bittiğini düşünmek, iş yerindeki her çatışmayı başkalarının kıskançlığıyla açıklamak veya zarar veren bir alışkanlığın sonuçlarını sürekli küçümsemek kişinin kendi payını görmesini engelleyebilir.
Ancak tekrar eden her sorun öz-yalan anlamına gelmez. Ekonomik koşullar, travmatik deneyimler, sağlıksız çevreler, iletişim becerilerindeki eksiklikler veya karşı tarafın davranışları da benzer sorunların tekrarlanmasına yol açabilir.
Bu nedenle amaç, yaşanan her olumsuzluk için kişiyi suçlamak değil; “Bu durumda benim seçimlerimin, beklentilerimin ve sınırlarımın payı ne?” sorusuna açık biçimde bakabilmektir.
Sözlerle yaşananlar arasındaki uyumsuzluk izlenebilir
Öz-yalanın dikkat çeken göstergelerinden biri, kişinin söyledikleriyle yaşamındaki gerçek sonuçların sürekli olarak örtüşmemesidir.
“Bu ilişki beni üzmüyor” diyen birinin devamlı kaygılı, uykusuz ve değersiz hissetmesi; “İşimden memnunum” diyen kişinin her gün yoğun tükenmişlik yaşaması veya “Bu alışkanlık beni etkilemiyor” diyen kişinin sağlık, para ve ilişkilerinde belirgin kayıplar yaşaması bu uyumsuzluğa örnek olabilir.
Aynı konu açıldığında yoğun savunmaya geçmek, aşırı uzun açıklamalar yapmak, yapıcı geri bildirimleri hemen reddetmek ve konu üzerinde düşünmek yerine karşı tarafı suçlamak da kaçınılan bir gerçeğin bulunabileceğini düşündürebilir.
Yine de bu belirtiler tek başına tanı koydurmaz. Kişinin davranışlarının hangi koşullarda ortaya çıktığı, ne kadar sürdüğü ve yaşamını nasıl etkilediği önem taşır.
Kendine dürüstlük sert öz eleştiri anlamına gelmiyor
Kendine dürüst olmanın yolu, kişinin kendisini acımasızca yargılamasından geçmiyor. Karpat’a göre korku, kıskançlık, öfke veya başarısızlık gibi kabul edilmesi güç duyguların suçluluk duymadan fark edilmesi gerekiyor.
Kişi kendisini ne kadar sert yargılarsa, zihnin benlik saygısını korumak için yeni savunmalar üretme ihtimali de o kadar artabilir. Daha yararlı yaklaşım, yaşananları merakla gözlemlemek ve “Neyi kabul etmek benim için zor?” sorusunu sormaktır.
Günlük tutmak ve duygu-düşünceleri yazıya dökmek bu süreçte yardımcı olabilir. İfade edici yazma çalışmaları, karmaşık duygusal deneyimlerin düzenlenmesine ve kişinin yaşadıkları arasında daha tutarlı bir anlatı kurmasına katkı sağlayabilir; ancak etkileri kişiden kişiye değişir ve terapi yerine geçmez.
Döngü değişmiyorsa profesyonel destek düşünülebilir
Kişinin aynı ilişki, iş veya davranış döngüsünü fark etmesine rağmen değiştirememesi; yoğun kaygı, çökkünlük veya işlev kaybı yaşaması hâlinde psikolojik destek değerlendirilmelidir.
Psikoterapi, yalnızca kişinin hangi düşünceye sahip olduğunu değil, o düşünceyi neden korumaya ihtiyaç duyduğunu ve gerçeğin hangi duyguyu tetiklediğini anlamasına yardımcı olabilir.
Amaç kişinin bütün savunmalarını bir anda kaldırmak değil; acı veren gerçeklerle güvenli, aşamalı ve daha işlevsel biçimde temas kurmasını sağlamaktır.
Karpat, kendine dürüstlüğün zamanla geliştirilebilen bir psikolojik beceri olduğunu vurgulayarak, kısa vadede rahatsızlık veren bu yüzleşmenin uzun vadede psikolojik sağlamlık ve iyi oluş açısından önemli bir temel oluşturabileceğini belirtti.
İyiPsikolog.com
Tepkin Ne?
Harika
0
Kötü
0
Sevdim
0
Komik
0
Şaşırdım
0
Üzücü
0
Kızdım
0
Yorumlar (0)