İnsanın en tehlikeli yeteneği alışmak: Beyin neyi normalleştiriyor?
Beyin öğrenirken değişir; ancak alkol, nikotin, dijital uyaranlar ve tekrarlanan yalanlar da zamanla alışkanlıklarımızın sınırlarını değiştirebilir.
Bilge Türk | İyi Psikolog
ANKARA, TÜRKİYE — İnsan beyninin en önemli özelliklerinden biri değişebilmesi; ancak bizi yeni bir dil öğrenmeye, araba kullanmaya veya yeni bir hayata uyum sağlamaya götüren bu yetenek, zararlı davranışların zamanla sıradanlaşmasına da katkıda bulunabiliyor.
Beyin yaşadığımız deneyimlere göre kendisini sürekli yeniden ayarlıyor. Bu özellik çoğu zaman avantaj sağlasa da alkol, nikotin, sürekli dijital uyaranlar veya tekrarlanan bazı davranışlar söz konusu olduğunda “alışmak” her zaman iyiye işaret etmeyebilir.
Asıl mesele yalnızca bir davranışın tekrar edilmesi değil. Tekrarla birlikte kişinin “normal” kabul ettiği sınırın da değişebilmesi.
Beyin alışarak öğreniyor
Yeni bir dili ilk kez öğrenirken her kelime çaba ister. Araba kullanmaya başlayan kişi aynalara bakmayı, debriyajı, direksiyonu ve trafiği aynı anda düşünür. Bir süre sonra bunların önemli bölümü daha otomatik hale gelir.
Bu değişebilme kapasitesi genel olarak nöroplastisite kavramıyla açıklanıyor. Beyin deneyimlere, öğrenmeye ve çevresel koşullara göre işleyişini değiştirebiliyor.
Fakat beynin uyum mekanizması ahlaki veya sağlık açısından “iyi” ile “kötü” arasında bizim yaptığımız türden bir ayrım yapmak zorunda değil.
Bir davranış tekrarlandığında beyin o davranışa ilişkin beklentileri, ödül mekanizmalarını ve tepkileri de yeniden düzenleyebiliyor.
Bu nedenle alışmak bazen ustalaşmayı, bazen de daha önce rahatsız eden bir durumun giderek daha az fark edilmesini ifade edebilir.
Alkol hafızayı geçici olarak tamamen kesintiye uğratabilir
Alkol bunun belirgin örneklerinden biri.
Yeterince yüksek miktarda alkol alınması; muhakeme, dürtü kontrolü, denge ve hafıza gibi işlevleri etkileyebiliyor. Özellikle kısa sürede yüksek miktarda tüketimde kişi dışarıdan konuşuyor, hareket ediyor ve çevresiyle iletişim kuruyor görünürken daha sonra o saatleri hatırlamayabilir.
ABD Ulusal Alkol Suistimali ve Alkolizm Enstitüsü'ne (NIAAA) göre alkol kaynaklı “blackout” sırasında sorun kişinin sonradan anısını unutması değil; hipokampusta anıların kısa süreli bellekten uzun süreli belleğe aktarılmasının geçici olarak engellenmesidir.
Uzun süreli ve ağır kullanımda ise konu yalnızca geçici unutkanlıktan ibaret değil.
Yakın tarihli sistematik derleme ve meta-analizler, alkol kullanım bozukluğunu beynin çeşitli bölgelerinde gri ve beyaz madde farklılıklarıyla ilişkilendiriyor. Daha yüksek ve uzun süreli alkol maruziyeti bazı beyin bölgelerindeki hacim kayıplarıyla bağlantılı bulunurken, bazı değişikliklerin uzun süreli bırakma dönemlerinde kısmen toparlanabileceğine ilişkin bulgular da var.
Dolayısıyla “alkol beyni bir gecede yok eder” demek doğru olmaz; fakat uzun süreli ağır kullanımın beynin yapısı ve işlevleriyle ilişkili ciddi sonuçları olabileceği bilimsel araştırmalarla destekleniyor.
Nikotin önce döngüyü kuruyor, sonra rahatlama hissi yaratıyor
Sigara ve nikotin farklı bir mekanizma üzerinden alışkanlık oluşturuyor.
Nikotin beynin ödül sistemini etkiliyor ve dopamin salınımıyla ilişkili süreçleri harekete geçiriyor. Tekrarlanan kullanım sonucunda beyin nikotinin düzenli olarak bulunmasına uyum sağlayabiliyor.
Bir süre sonra nikotin olmadığında huzursuzluk, dikkat güçlüğü, gerginlik ve yoğun sigara isteği gibi çekilme belirtileri ortaya çıkabiliyor.
CDC, düzenli nikotin kullanımında beynin nikotinin varlığına alıştığını ve bırakıldığında yeniden uyum sağlamak zorunda kaldığını belirtiyor.
Bu nedenle sigara içen kişinin “Sigara beni rahatlatıyor” şeklindeki deneyiminin en azından bir bölümü, sigaranın nikotin çekilmesinin yarattığı rahatsızlığı geçici olarak gidermesinden kaynaklanabiliyor. ABD'nin Smokefree programı da düzenli kullanıcıların hissettiği rahatlamanın bir bölümünü bu döngüyle açıklıyor.
Yani madde bazen önce ihtiyacın bir kısmını oluşturuyor, ardından kendisini o ihtiyacın çözümü gibi gösterebiliyor.
Dijital uyaranlarda sorun telefon değil, dikkatin sürekli bölünmesi
Telefonlar konusunda ise daha dikkatli konuşmak gerekiyor.
“Telefon beyni çürütüyor” gibi ifadelerin bilimsel karşılığı yok. Fakat araştırmalar bildirimlerin ve sürekli dikkat değiştirmenin bazı bilişsel görevlerde performansı olumsuz etkileyebildiğini gösteriyor.
Bir deneyde yalnızca cep telefonu bildirimi almak bile katılımcılar telefona dokunmasa dahi dikkat gerektiren görevlerde performansın bozulmasıyla ilişkilendirildi. Daha sonraki çalışmalar da bildirimlerin bilişsel kontrol ve dikkat üzerinde ölçülebilir etkiler yaratabileceğini gösterdi.
Buradaki ilginç nokta şu:
İnsan sıkıldığı için telefona baktığını düşünebilir. Fakat her boşlukta yeni bir bildirim, mesaj veya kısa videoya yönelmek, bir süre sonra uyaransız kalmaya tahammülü de azaltabilir.
Bu bağlantının her bireyde aynı şekilde geliştiğini söylemek mümkün değil. Ancak dikkatin sürekli bölünmesinin, uzun süre tek bir işe odaklanmayı zorlaştırabilmesi bilimsel olarak ciddiye alınan bir konu.
Yalan tekrarlandıkça beynin tepkisi azalabilir
Alışmanın en ilginç örneklerinden biri de dürüstlük üzerine yapılan deneylerden geliyor.
Nature Neuroscience'da yayımlanan bir çalışmada araştırmacılar, katılımcıların kendilerine çıkar sağlayan yalanlarının tekrarlandıkça büyüyebildiğini gözlemledi.
Fonksiyonel MRI ölçümlerinde, kişinin kendisine fayda sağlayan sahtekârlık tekrarlandıkça amigdalanın verdiği tepkinin azaldığı görüldü. Üstelik bu azalmanın büyüklüğü, bir sonraki yalanın ne kadar büyüyeceğini de öngörebiliyordu.
Bu çalışma “Her yalan söyleyen insanın beyni değişir ve mutlaka daha büyük yalan söyler” anlamına gelmiyor.
Fakat önemli bir ihtimali gösteriyor: İnsan tekrar ettiği bir davranış karşısında başlangıçta hissettiği duygusal tepkiye zamanla aynı şiddette sahip olmayabilir.
Dün rahatsız eden şey, bugün daha az rahatsız edebilir.
Asıl soru: Yarın neyi normal sanacağız?
Alkol, nikotin, dijital uyaranlar ve yalan ilk bakışta birbirleriyle ilgisiz görünüyor.
Fakat ortak noktaları beynin deneyime göre uyum sağlayabilmesi.
Sorun da tam burada başlıyor.
Çünkü insan yalnızca bir davranışa alışmıyor; alıştıkça kendi “normal” sınırını da değiştirebiliyor.
Bir davranışın ilk gün rahatsız edici, bir ay sonra sıradan, bir yıl sonra vazgeçilmez hale gelmesi mümkün.
Bu nedenle zaman zaman kendimize yalnızca şu soruyu sormak yeterli olmayabilir:
“Bu bana bugün zarar veriyor mu?”
Belki daha önemli soru şu:
“Beynim bugün yaptığım şeye alışırsa, yarın neyi normal sanacağım?”
Beynin değişebilmesi insanın en büyük öğrenme güçlerinden biri. Fakat hangi davranışları tekrar ettiğimiz, beynimize hangi hayatı “normal” olarak öğretmekte olduğumuzu da belirliyor.
İyiPsikolog.com
Tepkin Ne?
Harika
0
Kötü
0
Sevdim
0
Komik
0
Şaşırdım
0
Üzücü
0
Kızdım
0
Yorumlar (0)