Sahip olduklarımızın değeri: kayıp, ilişkiler ve geç farkındalık
İnsan sahip olduklarına çoğu zaman alışır; kayıp ise ilişki, aile, arkadaşlık ve minnettarlık duygusunu yeniden görünür kılar.
Bilge Türk | İyi Psikolog
ANKARA, TÜRKİYE — Tolstoy’a atfedilen “Sahip olduklarımızın değerini çoğu zaman onları kaybettikten sonra anlarız” sözü, psikolojide alışma, kayıp, minnettarlık ve bağlanma kavramlarıyla açıklanabilir.
İnsan, hayatında sürekli var olan şeyleri zamanla “normal” kabul etmeye eğilimlidir. Bir evin sıcaklığı, bir annenin sesi, bir dostun mesajı, bir eşin sabrı, sağlıklı bir beden ya da güvenli bir aile ortamı çoğu zaman fark edilmeden yaşanır. Fakat kayıp ihtimali ortaya çıktığında ya da bağ gerçekten koptuğunda, zihin o değeri yeniden hesaplamaya başlar. Bu geç farkındalık yalnızca edebi bir duygu değildir; psikolojide hedonik adaptasyon, bağlanma, pişmanlık, yas ve minnettarlık araştırmalarıyla yakından ilişkilidir.
İnsan neden elindekine alışır?
Psikolojide hedonik adaptasyon kavramı, insanın olumlu ya da olumsuz değişimlere zamanla alışma eğilimini anlatır. Yeni bir ilişki, yeni bir ev, iyi bir iş veya sevilen bir insanın varlığı başta yoğun mutluluk verebilir. Fakat zamanla zihin bu durumu olağan kabul eder.
Bu mekanizma insanın hayata uyum sağlamasını kolaylaştırır; ancak bir bedeli vardır. Sürekli var olan nimetler görünmezleşir. İnsan, yanında olan kişinin emeğini, ailesinin desteğini, arkadaşının sadakatini veya sağlığının değerini ancak bu düzen bozulduğunda daha güçlü hissedebilir.
Bu nedenle kayıp, çoğu zaman değeri icat etmez; zaten var olan değeri görünür hale getirir.
Kayıp, zihnin öncelik listesini değiştirir
Bir şeyi kaybettiğimizde yalnızca nesne ya da kişi gitmez; onunla kurduğumuz anlam da sarsılır. Psikiyatrist Elisabeth Kübler-Ross’un yas üzerine çalışmaları, kaybın inkâr, öfke, pazarlık, depresyon ve kabullenme gibi farklı duygusal tepkilerle yaşanabileceğini göstermiştir. Güncel psikoloji bu aşamaların herkes için aynı sırayla işlemediğini kabul etse de kaybın zihinsel dünyayı yeniden düzenlediği konusunda güçlü bir ortak görüş vardır.
Kayıp sonrası insan, “Keşke daha çok vakit ayırsaydım”, “Keşke o konuşmayı ertelemeseydim”, “Keşke değerini söyleseydim” gibi pişmanlık cümleleriyle yüzleşebilir. Bu cümleler acı vericidir; ama aynı zamanda hayatın önceliklerini yeniden sıralayan güçlü farkındalık işaretleridir.
İlişkilerde değer, küçük anlarda saklıdır
Çift ilişkilerinde değer görmek yalnızca büyük fedakârlıklarla değil, küçük temaslarla oluşur. John Gottman’ın ilişki araştırmalarında “connection bids” olarak bilinen küçük bağ kurma girişimleri önemlidir. Birinin gün içinde anlattığı küçük bir olay, gösterdiği bir fotoğraf, sorduğu basit bir soru veya beklediği kısa bir ilgi aslında “Benimle bağlantı kurar mısın?” mesajı taşıyabilir.
İlişkiler çoğu zaman büyük ihanetlerle değil, küçük görmezden gelmelerin birikimiyle yıpranır. Aynı şekilde sevgi de yalnızca büyük sözlerle değil, gündelik ilgi, şefkat ve duyarlılıkla korunur.
Bu yüzden bir insanı kaybettikten sonra değerini anlamak, çoğu zaman o küçük anları zamanında görememiş olmanın pişmanlığıdır.
Aile bağları neden geç fark edilir?
Aile ilişkileri insanın en erken bağlanma deneyimlerini oluşturur. John Bowlby’nin bağlanma kuramına göre güvenli bağlar, kişinin dünyayı daha emniyetli algılamasına ve stresle daha iyi başa çıkmasına yardımcı olur. Ancak aile desteği sürekli var olduğunda, kişi bunu bazen doğal bir hak gibi görebilir.
Bir ebeveynin sessiz emeği, kardeşin varlığı, eşin sabrı ya da çocuğun neşesi ancak uzaklık, hastalık, ölüm, ayrılık veya krizle daha görünür hale gelebilir. Bu geç farkındalık insana şunu hatırlatır: Aile yalnızca aynı soyadı ya da aynı ev değildir; zamanında görülmeyi, duyulmayı ve değer verilmeyi bekleyen canlı bir bağdır.
Bu nedenle aile ilişkilerinde değer vermek, sadece kayıptan sonra hatırlamak değil; yaşarken teşekkür etmek, aramak, dinlemek ve varlığını hafife almamaktır.
Arkadaşlık ve sosyal destek ruh sağlığını etkiler
Arkadaşlık, psikolojik dayanıklılığın önemli kaynaklarından biridir. Sosyal ilişkiler üzerine yapılan geniş kapsamlı araştırmalar, güçlü sosyal bağların yalnızca duygusal iyi oluşla değil, fiziksel sağlık ve yaşam süresiyle de ilişkili olabileceğini göstermiştir.
Buna rağmen insanlar çoğu zaman dostluğu “nasılsa orada” diye düşünür. Mesajları erteler, buluşmaları geciktirir, kırgınlıkları konuşmaz. Fakat bir dost uzaklaştığında ya da ilişki koptuğunda, o bağın aslında hayatın duygusal yükünü taşıyan görünmez kolonlardan biri olduğu anlaşılır.
Arkadaşlıkların değeri, kriz anlarında daha net ortaya çıkar. Çünkü iyi bir dost, bazen çözüm sunmasa bile insanın yalnız olmadığını hissettirir.
Minnettarlık geç kalmadan öğrenilebilir mi?
Pozitif psikoloji araştırmaları, minnettarlık pratiğinin iyi oluşla bağlantılı olabileceğini gösterir. Robert Emmons ve Michael McCullough’un minnettarlık üzerine deneysel çalışmaları, düzenli olarak şükredilen ya da değer verilen şeyleri fark etmenin ruh halini ve yaşam doyumunu destekleyebileceğine işaret eder.
Minnettarlık, romantik veya yüzeysel bir “pozitif düşün” çağrısı değildir. Daha çok zihnin dikkatini eksik olandan tamamen koparmadan, var olan iyi şeyleri de görmeye eğitmesidir. Bu eğitim, kaybı ortadan kaldırmaz; fakat kayıp gelmeden önce değeri fark etmeye yardım eder.
Birine “iyi ki varsın” demek, aileyle geçirilen zamanı bilinçli yaşamak, dostu aramayı ertelememek ve sağlıklı günlerin farkına varmak, geç kalmış pişmanlıkların bir kısmını azaltabilir.
Sonuç: Değer, kayıptan önce görülmelidir
Tolstoy’a atfedilen sözün gücü, insanın en temel yanılgısını hatırlatmasındadır: Sürekli var olan şeyin sonsuza kadar var kalacağını sanırız. Oysa ilişkiler, aile bağları, arkadaşlıklar, sağlık ve zaman korunmadığında yıpranabilir.
Bilimsel psikoloji bu gerçeği farklı kavramlarla açıklar: İnsan alışır, bağlanır, kaybedince yas tutar, geç fark edince pişmanlık yaşar ve minnettarlıkla yeniden öğrenebilir. Fakat en değerli öğrenme, kaybı beklemeden gerçekleşendir.
Sahip olduklarımızın değerini anlamak için onları kaybetmeyi beklemek zorunda değiliz. Bir ilişki hâlâ sürüyorsa, bir aile bağı hâlâ canlıysa, bir dost hâlâ kapımızı çalabiliyorsa ve bir gün daha elimizdeyse, farkındalık için hâlâ geç değildir.
Kaynakça / Yararlanılan Kaynaklar
-
Brickman, P., & Campbell, D. T. (1971). Hedonic Relativism and Planning the Good Society.
-
Bowlby, J. (1988). A Secure Base: Parent-Child Attachment and Healthy Human Development. Basic Books.
-
Kübler-Ross, E. (1969). On Death and Dying. Macmillan.
-
Emmons, R. A., & McCullough, M. E. (2003). Counting Blessings Versus Burdens: An Experimental Investigation of Gratitude and Subjective Well-Being in Daily Life.
-
Holt-Lunstad, J., Smith, T. B., & Layton, J. B. (2010). Social Relationships and Mortality Risk: A Meta-analytic Review. PLOS Medicine.
-
Gottman, J. M., & Silver, N. (1999). The Seven Principles for Making Marriage Work. Crown.
-
Reis, H. T., Clark, M. S., & Holmes, J. G. (2004). Perceived Partner Responsiveness as an Organizing Construct in the Study of Intimacy and Closeness.
Tepkin Ne?
Harika
0
Kötü
0
Sevdim
0
Komik
0
Şaşırdım
0
Üzücü
0
Kızdım
0
Yorumlar (0)