Ahretlik: Eski kuşakların sessiz sevgi dili ve ömürlük bağlılığı
Abdullah Seçkin’in “Ahretlik” hikâyesi, eski kuşaklarda sevginin sözden çok saygı, mahremiyet, sadakat ve ömürlük bağlılıkla yaşandığını anlatıyor.
Bilge Türk | İyi Psikolog
ANKARA, TÜRKİYE — Abdullah Seçkin’in “Ahretlik” başlıklı metni, eski kuşakların sevgiyi gösterişli sözlerle değil, hürmet, mahremiyet ve ömür boyu süren sadakatle yaşadığını anlatıyor.
Hikâye, torunlarının “Gocana”, mahallenin ise “Büyüğana” dediği yaşlı bir kadının, yıllar önce vefat eden eşi Mustafa Dede’ye duyduğu sevgi ve saygıyı merkeze alıyor. Modern ilişkilerde sevgi çoğu zaman açık ifadeler, özel günler ve görünür jestlerle anlatılırken, bu metin başka bir sevgi dilini hatırlatıyor: Adını bile mahcubiyetten söyleyemediği eşine, ölümünden sonra bile aynı hürmeti gösteren bir kadının sessiz bağlılığını.
Ahretlik kelimesinde saklı bir ilişki dili
Hikâyenin en güçlü kelimesi “ahretlik”tir. Gocana, torunu Ahmet’e bu kelimeyi anlatırken onu yalnızca “deden” anlamında kullanmaz. Ahretlik; “bir yastıkta kocayın”, “Allah bir yastıkta kocatsın”, “Allah gördüğünle kocatsın” dualarının tek kelimeye sığmış halidir.
Bu kelime, eski evlilik anlayışında eşin sadece bu dünyadaki hayat arkadaşı olmadığını, ahirete uzanan bir bağlılığın da sembolü olduğunu gösterir. Gocana’nın Mustafa Dede’ye “ahretlik” demesi, sevginin yalnızca duygusal bir yakınlık değil, aynı zamanda vefa, emanet, saygı ve ömürlük sorumluluk olarak yaşandığını ortaya koyar.
Psikolojik açıdan bakıldığında bu tür kelimeler, çiftler arasında özel bir bağ dili oluşturur. Her çiftin kendi içinde anlam kazanan hitapları, şakaları ve sembolleri vardır. “Ahretlik” de Gocana ile Mustafa Dede’nin evliliğinde, bütün bir aşk romanını taşıyan sade ama derin bir kelimeye dönüşür.
Sevgi bazen bir odaya sessizce girmektir
Metinde Gocana’nın, kapısı çoğu zaman kapalı duran küçük odaya girerken gösterdiği dikkat dikkat çekicidir. Odaya girmeden önce yaşmağını burnuna kadar çeker, kapıyı usulca açar ve içeride biri varmış gibi ayaklarının ucuna basarak ilerler.
O odada Mustafa Dede’nin fotoğrafı, bir masa, “Mızraklı İlmihal” ve birkaç takvim yaprağı vardır. Gocana’nın bu odaya her girişinde gösterdiği hürmet, torunu Ahmet’in dikkatini çeker. Ahmet sebebini sorduğunda Gocana, fotoğrafı işaret ederek “ahretlik orada bize bakıyor” der.
Bu sahne, sevginin ölümle bitmeyen yönünü anlatır. Gocana için Mustafa Dede yalnızca geçmişte kalmış biri değildir. Hatırası hâlâ evin içinde bir varlık taşır. Onun fotoğrafının bulunduğu odaya girerken bile edep ve mahremiyet duygusu devam eder. Bu davranış, eski kuşaklarda sevginin sözden çok davranışla gösterildiğinin güçlü bir örneğidir.
Adını söyleyemediği eşine duyulan mahcup sevgi
Gocana, eski zamanlarda evliliklerin bugünkü gibi olmadığını anlatır. Kaynatasından, kaynanasından çekinmiş; aynı avlu içindeki evlerde yaşamanın getirdiği mahremiyet anlayışıyla eşinin adını söyleyememiştir.
Mustafa adı dilinin ucuna kadar gelir ama çıkmaz. Çünkü hem eşinin adı Mustafa’dır hem de babasının adı Mustafa. Gocana, babasına ve eşine saygısızlık olur düşüncesiyle bu ismi söylemekten kaçınır. Eşine doğrudan adıyla seslenmek yerine “hemi”, “hemi herif”, “Ahmet’in dedesi”, “bizim herif”, “bizim adam” veya “çocukların babası” gibi ifadeler kullanır.
Bugünün ilişki dilinde bu mesafe soğukluk gibi görülebilir. Ancak metnin dünyasında bu, sevgisizlik değil; mahcubiyet, edep ve saygı biçimidir. Gocana’nın eşinin adını söyleyememesi, onunla bağının zayıf olduğunu değil, o bağa yüklediği değerin yüksek olduğunu gösterir.
Mustafa Dede’nin mizahlı ve sıcak hitapları
Mustafa Dede’nin de eşine kendine has hitapları vardır. Ona “bizim ahretlik”, “can şenliği”, “içişleri bakanı” gibi isimlerle seslenir. Bu ifadeler, çiftin ilişkisindeki mizahı, sıcaklığı ve paylaşılmış hayatı gösterir.
“Can şenliği” sözü, eşin insanın iç dünyasına sevinç katan varlık olduğunu anlatır. “İçişleri bakanı” ifadesi ise evin düzenini, aile içi dengeyi ve gündelik hayatın yönetimini esprili bir dille eşe teslim eder.
İlişkilerde bu tür özel hitaplar, çiftlerin yalnızca kendilerine ait bir duygusal alan kurmasına yardımcı olur. Büyük romantik cümleler kurulmasa bile sevgi, günlük dilin içine sinen küçük kelimelerle taşınır. Mustafa Dede ile Gocana’nın ilişkisinde de sevgi, çoğu zaman doğrudan söylenmez; ama hitapların, davranışların ve alışkanlıkların içinde kendini gösterir.
Küslüğü uzatmayan küçük barış yolları
Hikâye, Gocana ile Mustafa Dede’nin her zaman sorunsuz bir evlilik yaşadığını söylemez. Onlar da zaman zaman küser, darılır, kırılır. Ancak metnin asıl vurgusu, bu kırgınlıkların kalıcı kopuşlara dönüşmemesidir.
Gocana, Mustafa Dede’nin radyosunu saklar. Mustafa Dede ise Gocana’nın bastonunu kolayca bulamayacağı bir yere koyar. Amaç, karşı tarafın kendisine sormasını sağlamak ve böylece yeniden konuşmaya başlamaktır.
Bu küçük davranışlar, eski ilişkilerde barışmanın bazen doğrudan özür cümleleriyle değil, günlük hayatın içinden gelen küçük temaslarla kurulduğunu gösterir. Metindeki “küstüm yastığına değil, hep bir yastığa baş koymuşlar” ifadesi bu durumu özetler. Kırgınlık vardır; fakat aynı yastığa dönme iradesi daha güçlüdür.
Çocuklara bile mahrem gösterilen şefkat
Gocana ile Mustafa Dede’nin çocukları olur; fakat evin büyükleri yanında çocuklarını rahatça sevemezler. Çocuklarını ancak yalnız kaldıklarında kucaklarına alabilir, sevgilerini o zaman gösterebilirler.
Bu ayrıntı, eski aile yapısında duyguların çoğu zaman mahrem alanda yaşandığını gösterir. Sevgi yok değildir; yalnızca herkesin önünde gösterilmez. Şefkat vardır; ama ölçülü, saklı ve içe dönüktür.
Günümüz psikolojisi açısından bu tür aile yapıları hem güçlü bağlılık hem de duygusal ifade kısıtlılığı taşıyabilir. Bir yandan aile bağları sağlamdır; öte yandan sevginin açıkça söylenmesi ve gösterilmesi sınırlı kalabilir. Hikâyenin değeri de burada ortaya çıkar: Sevgiyi yalnızca modern ifade biçimleriyle değil, tarihsel ve kültürel bağlamıyla anlamaya çağırır.
Yalnızlığı bile birlikte tarif eden iki insan
Çocuklar büyüyüp herkes kendi evini kurduğunda Mustafa Dede ile Gocana yalnız kalır. Onlar bu yalnızlıklarını “bir Köroğlu bir Ayvaz” diye tarif eder. Bu söz, yaşlılık döneminde iki kişinin birbirine kalan yoldaşlığını sade bir şekilde anlatır.
Evlilik psikolojisinde uzun süreli ilişkilerin en belirgin yönlerinden biri, çiftlerin zamanla yalnızca eş değil, aynı zamanda hayat tanığı haline gelmesidir. Aynı evin, aynı çocukların, aynı kayıpların, aynı alışkanlıkların içinden geçerler. Bu ortak tarih, çiftin bağını derinleştirir.
Gocana ile Mustafa Dede’nin ilişkisi de bu ortak tarihin üzerine kuruludur. Onların sevgisi, büyük sözlerle değil; birlikte yaşlanmak, birlikte susmak, birlikte kırılmak ve yine birlikte barışmakla şekillenir.
Sevgililer Günü’ne sığmayan eski zaman sevgisi
Metnin sonunda güçlü bir karşılaştırma vardır: Onların hiç Sevgililer Günü olmamıştır. Birbirlerine açıkça “seni seviyorum” diyememişlerdir. Fakat “sana kurban olurum”, “seninle ölünceye kadar beraberim” demenin bir yolunu bulmuşlardır.
Bu yolun adı ahretliktir.
Ahretlik, modern romantik ifadelerin yerine geçen kuru bir kelime değildir. Aksine, bir ömre yayılan sadakatin adıdır. Gocana’nın yaşmağında, Mustafa Dede’nin hitaplarında, saklanan radyoda, gizlenen bastonda, çocuklara mahcupça gösterilen sevgide ve fotoğrafın karşısındaki edepli duruşta yaşar.
Abdullah Seçkin’in hikâyesi, sevginin yalnızca söylenen sözlerden ibaret olmadığını hatırlatır. Bazen sevgi, birinin yokluğunda bile onun varlığını incitmemeye çalışmaktır. Bazen bir fotoğrafa karşı hâlâ saygılı durmaktır. Bazen de bütün bir ömrü tek kelimeyle anlatabilmektir: Ahretlik.
Tepkin Ne?
Harika
0
Kötü
0
Sevdim
0
Komik
0
Şaşırdım
0
Üzücü
0
Kızdım
0
Yorumlar (0)