Türkiye’de yabancı dil reformu çağrısı: Ezber yerine edinim modeli
Dil bilimci Seda Yekeler, Türkiye’nin küresel rekabet gücü için ezber temelli yabancı dil öğretiminden edinim odaklı modele geçmesini önerdi.
Bilge Türk | İyi Psikolog
İSTANBUL, TÜRKİYE — Dil bilimci Seda Yekeler, Türkiye’nin yabancı dil eğitiminde ezber ve sınav odaklı yöntemlerden uzaklaşarak iletişim, erken yaşta maruz kalma ve düzenli kullanım temelli yeni bir modele geçmesi gerektiğini söyledi.
SEYEV ve dil öğrenme uygulaması Lingozon’un kurucusu Yekeler, “YEK Language Sessions” buluşmalarının ilkinde yabancı dil yetkinliğinin yalnızca eğitim sisteminin değil; ekonomi, teknoloji, yapay zekâ, nitelikli iş gücü ve küresel rekabetin de temel bileşenlerinden biri hâline geldiğini savundu.
Etkinlikte yabancı dil edinimine ilişkin “Kod Adı: Dil – Algoritmaların Çözemediği Tek Kod: İnsan” ile erken çocukluk gelişimi ve ebeveynlik üzerine hazırlanan “Çocuklara Bırakılacak En Değerli Miras: Bilişsel Sermaye” başlıklı iki çalışma tanıtıldı.
Yabancı dil sorunu kalkınma başlığı olarak ele alındı
Seda Yekeler, Türkiye’de öğrencilerin uzun yıllar yabancı dil dersi almasına rağmen günlük hayatta konuşma ve iletişim kurma konusunda istenen düzeye ulaşamadığını belirtti.
Yekeler’in aktardığı verilere göre bir öğrenci eğitim hayatı boyunca yaklaşık 1.256 saat yabancı dil dersi alabiliyor. Buna rağmen derslerin önemli bölümünün dil bilgisi kuralları, kelime ezberi ve sınav başarısına odaklanması, edinilen bilginin gerçek iletişim ortamlarına aktarılmasını zorlaştırıyor.
“Yabancı dil artık yalnızca bir eğitim konusu değil; ekonomik büyüme, inovasyon, yapay zekâ ve küresel rekabet açısından stratejik bir unsur hâline geldi.”
Yekeler, yabancı dil sorununu çözemeyen ülkelerin bilimsel bilgiye erişim, uluslararası ticaret, teknoloji üretimi ve nitelikli insan kaynağının geliştirilmesi alanlarında dezavantaj yaşayabileceğini söyledi.
Çin ve Hindistan’ın küresel ticaretteki yükselişinde İngilizce eğitimi ve uluslararası iletişim kapasitesine yönelik yatırımların etkili olduğunu savunan Yekeler, Türkiye’de de yabancı dil politikasının uzun vadeli bir kalkınma planının parçası olarak değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
Ezber yerine kullanım ve edinim önerisi
Yekeler, yabancı dil öğreniminde yalnızca kural anlatımına dayalı yöntemlerin yeterli olmadığını belirterek öğrencilerin dili anlamlı bağlamlarda duyması, kullanması ve tekrar etmesi gerektiğini söyledi.
Dil ediniminin dinleme, anlama, konuşma, okuma ve yazma becerilerinin birlikte geliştirilmesini gerektirdiğini aktaran Yekeler, sınıf içindeki çalışmaların gerçek yaşamla bağlantılı hâle getirilmesini önerdi.
Bu yaklaşımda öğrencinin hata yapmaktan korkmadığı, iletişim kurmaya teşvik edildiği ve dili düzenli biçimde kullandığı bir öğrenme ortamı önem taşıyor. Dil bilgisi öğretimi tamamen dışlanmıyor; ancak kuralların iletişimin önüne geçmemesi gerektiği vurgulanıyor.
Yekeler, nörodilbilim alanındaki bilgilerden yararlanan, yaşa ve bireysel öğrenme özelliklerine göre uyarlanmış bir model oluşturulması gerektiğini belirterek öğretmen eğitimi, materyal geliştirme ve ölçme sistemlerinin de bu doğrultuda yenilenmesini istedi.
Yapay zekâ çağında dil bilmenin önemi artıyor
Etkinlikte tanıtılan “Kod Adı: Dil” çalışmasında yabancı dilin yapay zekâ araçlarından etkili yararlanma, uluslararası kaynaklara ulaşma ve farklı ülkelerdeki uzmanlarla iş birliği kurma bakımından taşıdığı önem ele alındı.
Yekeler, yapay zekâ destekli çeviri ve içerik üretim araçlarının hızla gelişmesine rağmen yabancı dil bilmenin önemini kaybetmediğini söyledi. Bu teknolojilerin kullanıcıya yardımcı olabileceğini, ancak bağlamı değerlendirme, eleştirel düşünme ve doğrudan iletişim kurma becerisinin yerini tamamen alamayacağını kaydetti.
Yabancı dil bilen bireylerin araştırma, doğrulama ve farklı kaynakları karşılaştırma olanaklarının daha geniş olduğunu belirten Yekeler, dil becerisini yalnızca konuşma değil, bilgiye erişim kapasitesi olarak değerlendirdi.
Türkiye’nin teknoloji alanında uluslararası düzeyde daha güçlü bir konuma gelebilmesi için öğrencilerin hem dijital yeterliliklerinin hem de yabancı dil becerilerinin geliştirilmesi gerektiğini ifade etti.
Erken çocukluk dönemi ve merak duygusu öne çıktı
Etkinlikte paylaşılan ikinci çalışma, çocukların bilişsel gelişiminde erken yaşların ve aile içindeki öğrenme ortamının önemine odaklandı.
Yekeler, özellikle 0–7 yaş arasındaki dönemde çocukların dil, merak, dikkat, problem çözme ve iletişim becerilerinin hızla geliştiğini belirtti. Çocukların yabancı dile oyun, hikâye, müzik ve günlük iletişim yoluyla maruz bırakılmasının ilerleyen yıllardaki öğrenme sürecini destekleyebileceğini söyledi.
Erken yaşta yabancı dille karşılaşmanın çocuğa yoğun ders programları uygulanması anlamına gelmediğini vurgulayan Yekeler, yaşa uygun, baskı oluşturmayan ve doğal etkileşime dayalı yöntemlerin tercih edilmesi gerektiğini ifade etti.
Çocukların soru sormasına, araştırmasına ve farklı cevaplar üretmesine izin veren aile ortamlarının yaşam boyu öğrenme alışkanlığının temelini oluşturabileceğini aktardı.
Babalara “bilişsel mentor” rolü önerildi
“Çocuklara Bırakılacak En Değerli Miras: Bilişsel Sermaye” başlıklı çalışmada babaların çocuk gelişimindeki değişen rolü de değerlendirildi.
Yekeler, babalığın yalnızca ekonomik ihtiyaçların karşılanması üzerinden tanımlanmaması gerektiğini belirterek babaların çocuklarının oyun, okuma, araştırma ve öğrenme süreçlerine aktif biçimde katılmasını önerdi.
“Çocuklara bırakılabilecek en değerli miras; onların ufkunu genişletecek bilgi, dil becerisi ve yaşam boyu taşıyacakları bilişsel sermayedir.”
Çocukla birlikte kitap okumak, sorular üzerine konuşmak, yeni kavramlar araştırmak ve öğrenme sürecine eşlik etmek, çalışmada “bilişsel mentorluk” kapsamında değerlendirildi.
Yekeler, annelerin yanı sıra babaların da erken çocukluk dönemindeki dil ve düşünme gelişiminde aktif sorumluluk üstlenmesinin aile içinde daha güçlü bir öğrenme kültürü oluşturabileceğini söyledi.
Reform için bütüncül eğitim politikası çağrısı
Yekeler’e göre yabancı dil reformu yalnızca ders kitaplarının veya haftalık ders saatlerinin değiştirilmesiyle sınırlı kalmamalı. Öğretmen yetiştirme programları, ölçme ve değerlendirme sistemi, sınıf mevcutları, dijital materyaller ve öğrencilerin dili okul dışında kullanabilecekleri ortamlar birlikte ele alınmalı.
Konuşma becerisinin yazılı sınavlarla değil, gerçek iletişim görevleriyle ölçülmesini öneren Yekeler, öğretmenlere de sürekli mesleki gelişim desteği verilmesi gerektiğini belirtti.
Etkinlikte açıklanan iki çalışmanın ortak mesajı, Türkiye’nin gelecekteki rekabet gücünün yalnızca teknoloji yatırımlarına bağlı olmadığı yönündeydi. Yekeler, düşünebilen, sorgulayabilen, bilgiye farklı dillerden erişebilen ve dünyayla iletişim kurabilen bireylerin yetiştirilmesinin uzun vadeli toplumsal gelişim açısından belirleyici olduğunu ifade etti.
Yabancı dil ediniminin okul, aile ve dijital öğrenme araçlarını kapsayan ortak bir sistem içinde ele alınması gerektiğini belirten Yekeler, kalıcı ilerleme için eğitim politikalarının bilimsel araştırmalar ve ölçülebilir sonuçlar üzerinden oluşturulması çağrısında bulundu.
İyiPsikolog.com
Tepkin Ne?
Harika
0
Kötü
0
Sevdim
0
Komik
0
Şaşırdım
0
Üzücü
0
Kızdım
0
Yorumlar (0)