Bağımsız düşünmek, ödünç fikirleri fark etmekle mümkün olur
Bağımsız düşünme, kişinin fikirlerinin kaynağını sorgulaması ve başkalarından devraldığı kabulleri fark etmesiyle güçlenir.
Bilge Türk | İyi Psikolog
İSTANBUL, TÜRKİYE — Kişinin ileri sürdüğü düşüncelerin kendisine mi yoksa başkalarından devralınmış kabullere mi ait olduğunu fark etmesi, günlük ilişkilerde ve karar süreçlerinde bağımsız düşünmenin temel adımlarından biri kabul edilir.
Bağımsız düşünmek, yalnızca başkalarına karşı çıkmak ya da farklı görünmek anlamına gelmez. Asıl mesele, zihnimizde taşıdığımız fikirlerin nereden geldiğini anlayabilmektir. İnsan bazen ailesinden, çevresinden, okuldan, sosyal medyadan ya da içinde büyüdüğü kültürden aldığı düşünceleri uzun süre kendi fikri sanabilir. Bu durum fark edilmediğinde kişi karar verdiğini düşünür; fakat çoğu zaman başkalarının çizdiği sınırlar içinde hareket eder.
Düşüncenin kaynağını fark etmek
Bir insanın “Ben böyle düşünüyorum” demesi, o düşüncenin gerçekten kendisine ait olduğunu göstermeyebilir. Çünkü her düşüncenin bir geçmişi, beslendiği bir çevre ve oluştuğu bir bağlam vardır. Çocuklukta sık duyulan cümleler, aile içindeki değer yargıları, toplumun başarı tanımı, arkadaş çevresinin beklentileri ve sosyal medyada tekrar edilen fikirler zamanla kişinin zihninde doğal bir gerçeklik gibi yerleşebilir.
Bu nedenle bağımsız düşünmenin ilk adımı, düşünceye hemen sahip çıkmak değil, onun kaynağını sormaktır. “Bu fikri ne zaman benimsedim?”, “Bunu gerçekten deneyimledim mi, yoksa bana mı öğretildi?”, “Bu düşünce bana iyi geliyor mu, yoksa beni sürekli baskı altında mı tutuyor?” gibi sorular, zihinsel farkındalığı güçlendirir. İnsan ancak kendi içinde taşıdığı seslerin hangisinin kendisine, hangisinin başkalarına ait olduğunu ayırt etmeye başladığında daha özgür kararlar verebilir.
Ödünç fikirler nasıl içselleşir
Başkalarının düşüncelerini kendi düşüncesi sanmak, çoğu zaman bilinçli bir tercih değildir. İnsan sosyal bir varlıktır ve bulunduğu ortamdan etkilenir. Bir ailede sürekli “güvenli olanı seçmek gerekir” deniyorsa, kişi yıllar sonra risk almaktan kaçındığında bunu tamamen kendi karakteri sanabilir. Bir çevrede “başarılı olmak için çok kazanmak şarttır” düşüncesi baskınsa, kişi kendi mutluluğunu bile bu ölçüye göre değerlendirmeye başlayabilir.
Ödünç fikirler, tekrarlandıkça kişisel kanaate dönüşür. Bir düşünce ne kadar sık duyulursa, o kadar tanıdık gelir. Tanıdık gelen şey de çoğu zaman doğru zannedilir. Oysa bir fikrin tanıdık olması, onun sağlıklı, adil ya da kişiye uygun olduğu anlamına gelmez. Bu yüzden insanın kendini tanıma süreci, yalnızca ne istediğini bulmak değil, neyi başkalarının etkisiyle istediğini fark etmekle de ilgilidir.
Bağımsızlık her şeye karşı çıkmak değildir
Bazı kişiler bağımsız düşünmeyi sürekli itiraz etmekle karıştırabilir. Oysa bağımsızlık, herkesin tersini söylemek değil, düşünceyi bilinçli biçimde değerlendirebilmektir. Bir fikir aileden, toplumdan ya da bir uzmandan gelmiş olabilir; bu, onun otomatik olarak yanlış olduğu anlamına gelmez. Aynı şekilde kişinin kendi aklına ilk gelen düşünce de her zaman doğru olmayabilir.
Bağımsız düşünen insan, bir fikri kimin söylediğine değil, ne kadar tutarlı, gerçekçi ve anlamlı olduğuna bakar. Gerekirse kabul eder, gerekirse değiştirir, gerekirse tamamen bırakır. Buradaki asıl özgürlük, körü körüne uyum sağlamakla körü körüne reddetmek arasında sıkışmamaktır. İnsan, hem dinleyip hem sorgulayabildiğinde, hem öğrenip hem seçebildiğinde daha olgun bir zihinsel bağımsızlık geliştirebilir.
Sosyal çevrenin görünmeyen etkisi
İnsanların düşünceleri çoğu zaman ait oldukları çevrenin izlerini taşır. Aile, arkadaş grubu, iş ortamı, dini ve kültürel çevre, medya dili ve toplumun genel beklentileri kişinin olaylara bakışını etkiler. Bu etki her zaman kötü değildir; insan, değerlerini ve hayat bilgisini büyük ölçüde ilişkiler içinde öğrenir. Ancak sorun, bu etkinin hiç sorgulanmadan “benim fikrim” diye sahiplenilmesidir.
Örneğin bir kişi, aslında istemediği halde belirli bir mesleği seçebilir; çünkü ailesinin başarı anlayışı onu bu yöne itmiştir. Bir başkası, ilişkilerde sürekli fedakâr olması gerektiğine inanabilir; çünkü sevginin ancak kendini geri plana atmakla kazanılacağını öğrenmiştir. Başka biri, duygularını göstermeyi zayıflık sayabilir; çünkü içinde büyüdüğü çevrede güçlü olmak susmakla eş tutulmuştur. Bu örneklerde kişi seçim yaptığını zanneder; fakat seçimin arkasında çoğu zaman başkalarının sesi vardır.
Kendi fikrine ulaşmak zaman ister
Kendi düşüncesine ulaşmak, hızlı ve kolay bir süreç değildir. Çünkü insan bazen yıllarca taşıdığı kabulleri sorguladığında belirsizlik hisseder. Eskiden çok net görünen şeyler bulanıklaşabilir. Bu da rahatsız edici olabilir; ancak gelişim çoğu zaman bu rahatsızlıkla başlar. İnsan, “Ben gerçekten böyle mi düşünüyorum?” sorusunu sormaya başladığında, zihninde yeni bir alan açılır.
Bu süreçte acele karar vermek yerine gözlem yapmak faydalıdır. Hangi konularda hemen savunmaya geçiyorum? Hangi fikirlerime itiraz edilince kendimi tehdit altında hissediyorum? Hangi düşünceler bana huzur değil, sürekli suçluluk ve baskı getiriyor? Bu sorular, düşüncenin yalnızca içeriğini değil, duygusal yükünü de anlamaya yardımcı olur. Çünkü bize ait olmayan bazı fikirler, üzerimizde ağır bir yük gibi durabilir.
Eleştirel düşünme ve öz farkındalık
Eleştirel düşünme, her şeyi olumsuz görmek değil, düşünceyi dikkatle incelemektir. Kişi bir fikre inanmadan önce onun dayanağını, sonuçlarını ve kendi hayatındaki karşılığını değerlendirdiğinde daha sağlıklı seçimler yapabilir. Öz farkındalık ise bu değerlendirmeyi iç dünyaya taşır. Yani kişi yalnızca “Bu fikir doğru mu?” diye sormaz; aynı zamanda “Ben bu fikre neden bu kadar tutunuyorum?” diye de sorar.
Bağımsız düşünme bu iki becerinin birleşimiyle güçlenir. İnsan hem dış dünyadan gelen bilgileri sorgular hem de kendi içindeki otomatik kabulleri fark eder. Böylece başkalarının yönlendirmesiyle hareket etme ihtimali azalır. Kişi daha sakin, daha bilinçli ve daha kendine ait kararlar almaya başlar.
Daha özgür kararlar için içsel temizlik
Zihinsel bağımsızlık, insanın bütün geçmişini reddetmesi anlamına gelmez. Aileden, kültürden ve çevreden gelen birçok değer kıymetli olabilir. Ancak bu değerlerin gerçekten benimsenip benimsenmediğini anlamak gerekir. Kişi kendisine iyi gelen, hayatına anlam katan ve vicdanıyla uyumlu olan düşünceleri koruyabilir; ona zarar veren, onu küçülten ya da sürekli başkalarının beklentisine mahkûm eden düşünceleri ise yeniden değerlendirebilir.
Sonuç olarak, bağımsız insan yalnızca kendi başına karar veren kişi değildir. Bağımsız insan, kararlarının arkasındaki düşünceleri tanıyan, bu düşüncelerin kaynağını sorgulayan ve gerektiğinde onları değiştirme cesareti gösterebilen kişidir. Başkalarının fikirlerini hiç fark etmeden kendi fikri sanmak, insanı görünmez bir bağımlılığın içinde tutabilir. Gerçek özgürlük ise zihindeki bu ödünç sesleri ayırt etmekle başlar.
Tepkin Ne?
Harika
0
Kötü
0
Sevdim
0
Komik
0
Şaşırdım
0
Üzücü
0
Kızdım
0
Yorumlar (0)