Hipnoz kontrol kaybı değil, yoğun dikkat halidir

Uzmanlara göre hipnoz uyku hali veya kontrol kaybı değil; kişinin telkinlere açık olduğu, ancak kontrolünü koruduğu bir trans durumudur.

May 19, 2026 - 20:14
0
Hipnoz kontrol kaybı değil, yoğun dikkat halidir

Bilge Türk | İyi Psikolog

İSTANBUL, TÜRKİYE — Uzmanlar, hipnozun sanıldığı gibi uyku hali ya da kontrol kaybı olmadığını; yoğun dikkatle oluşan güvenli bir trans durumu olduğunu belirtiyor.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikoloğu İhsan Öztekin, hipnoterapide kişinin telkinlere daha açık hale geldiğini, ancak kendi iradesini ve kontrolünü kaybetmediğini söyledi. Öztekin’e göre hipnotik etki altında olan kişi istemediği bir davranışta bulunmaz, istemediği hiçbir şeyi söylemez ve ahlaki değerlerine ters düşen telkinleri kabul etmez.

Hipnoz uyku değil, trans halidir

Hipnoz, toplumda çoğu zaman uyku, bilinç kaybı veya iradenin başkasına teslim edilmesi gibi yanlış algılarla ilişkilendiriliyor. Ancak uzmanlara göre klinik hipnoz bu tanımların hiçbirine karşılık gelmiyor.

Klinik Psikolog İhsan Öztekin, hipnozun uyku hali olarak tanımlanamayacağını belirterek, hipnoterapide kişinin dikkatinin en üst seviyede yoğunlaştığını ve bu yoğun dikkat sonucunda trans halinin oluştuğunu ifade etti.

Öztekin, bu süreçte kişinin telkinlere daha açık hale geldiğini, fakat dış dünyadan tamamen kopmadığını ve hipnoterapistin yönlendirmelerine terapi amacı doğrultusunda yanıt verdiğini aktardı.

Hipnoz sırasında kişi gevşeyebilir, dikkatini iç dünyasına çevirebilir ve bilinç dışı zihne ulaşan telkinleri daha kolay kabul edebilir. Ancak bu durum, kişinin kendi isteği dışında yönlendirilebileceği anlamına gelmez.

Her bireyin hipnoza yanıtı farklı olabilir

Hipnozun etkisi kişiden kişiye değişebiliyor. Bazı kişiler kısa sürede hipnotik etki altına girebilirken, bazı kişilerde bu süreç daha uzun zaman alabiliyor. Uygulanan yöntem, kişinin terapiye açıklığı, güven ilişkisi ve beklentileri de süreci etkileyebiliyor.

Öztekin, hipnotik halin en hafif düzeyinde kişide gevşeme meydana geldiğini ve danışanın kendisine söylenenleri hatırlayabildiğini belirtiyor. Daha derin hipnotik durumlarda ise trans hali belirginleşiyor ve bilinçaltı daha aktif hale geliyor.

Bu derin trans durumunda kişi seans sırasında yapılan konuşmaları bilinçli olarak duymayabilir veya seans sonrasında telkinleri hatırlamayabilir. Ancak uzmanlara göre ister hafif ister derin hipnotik durumda olsun, hipnoterapistin söylediği sözler ve telkinler terapi sürecinde etkili olabiliyor.

Bilinç dışı zihin telkinlere açılıyor

Hipnoterapinin temelinde, bilinçli zihnin analiz ve direnç mekanizmalarının bir süreliğine geri planda kalması yer alıyor. Öztekin’e göre bilinçli zihin daha eleştirel, sorgulayıcı ve analiz edici çalışıyor. Bu durum günlük yaşamda problem çözme için gerekli olsa da, bazı psikolojik süreçlerde değişime direnç oluşturabiliyor.

Hipnoz sırasında ise bilinç dışı zihin telkinlere daha açık hale geliyor. Öztekin, bu durumda beynin alfa ve teta dalga düzeylerinde çalıştığını; hafif hipnozda alfa, derin hipnozda ise teta durumunun öne çıktığını belirtiyor.

Bu süreçte kişi, hipnoterapistin destek ve rehberliğini hissediyor. Terapi, kişinin kendi talebi ve hedefi doğrultusunda verilen telkinler üzerinden ilerliyor. Bu nedenle hipnoterapi, kişinin iradesini ortadan kaldıran değil, kişinin değişim isteğini destekleyen bir psikoterapi yöntemi olarak değerlendiriliyor.

Kişi hipnozdan çıkamama riski taşımaz

Hipnozla ilgili en yaygın endişelerden biri de kişinin hipnozdan çıkamaması veya uyanamaması korkusu. Uzmanlara göre böyle bir durum söz konusu değil.

Klinik Psikolog İhsan Öztekin, hipnoterapistin seansı sonlandırmadan ayrılması halinde bile kişinin bir süre sonra seansı kendi kendine sonlandırabileceğini, kalkıp günlük yaşamına devam edebileceğini belirtiyor.

Bu bilgi, hipnozun kontrol kaybı veya bilinç kapanması anlamına gelmediğini gösteren önemli noktalardan biri. Hipnozda kişi pasif bir nesne haline gelmiyor; aksine dikkatini belirli bir noktaya yoğunlaştırarak terapi sürecine katılıyor.

İstemediği şeyi söylemez veya yapmaz

Hipnozla ilgili en çok merak edilen konulardan biri de kişinin kontrolünü kaybedip istemediği şeyleri yapıp yapmayacağı. Öztekin, bu konuda kamuoyundaki yanlış algıların büyük bölümünün sahne gösterilerinden kaynaklandığını belirtiyor.

Klinik hipnoterapide hipnoterapistin gücü sınırsız değil. Öztekin’e göre hipnotik etki altında olan bir kişi yapmak istemediği bir davranışta bulunmaz ve istemediği hiçbir şeyi söylemez.

Kişinin inançlarına, ahlaki değerlerine ve değer yargılarına ters düşen bir telkin, en derin hipnoz halinde bile reddedilir. Bu nedenle hipnoz sırasında sırların zorla ortaya çıkarılması veya kişinin iradesine aykırı davranışlara yönlendirilmesi tıbbi hipnoterapi açısından doğru bir bilgi değildir.

Öztekin, medyada hipnoz adı altında görülen, kişilerin kontrolsüz veya tuhaf davranışlar sergilediği görüntülerin tıbbi hipnoterapiyle ilişkili olmadığını vurguluyor. Bu tür uygulamaların çoğu, psikolojik eğitim ve klinik altyapıdan uzak sahne gösterileri olarak değerlendiriliyor.

Sahne hipnozu ile terapi karıştırılmamalı

Hipnozun yanlış anlaşılmasının en önemli nedenlerinden biri, eğlence amaçlı sahne hipnozu ile klinik hipnoterapinin aynı şey sanılması. Oysa bu iki alan arasında ciddi farklar bulunuyor.

Sahne gösterilerinde amaç çoğu zaman dikkat çekmek ve izleyicide şaşkınlık uyandırmak oluyor. Klinik hipnoterapide ise amaç, kişinin psikolojik iyilik halini desteklemek, belirli sorunlar üzerinde çalışmak ve terapi hedeflerine katkı sağlamak.

Bu nedenle hipnozun yalnızca uzman kişiler tarafından, etik ilkeler ve klinik sınırlar içinde uygulanması önem taşıyor. Uzman olmayan kişilerce yapılan uygulamalar, hem yanlış algıları güçlendiriyor hem de hipnozun bilimsel ve terapötik yönünün gölgelenmesine neden olabiliyor.

Hipnoterapi güvenli bir yöntem olarak görülüyor

Hipnozun tehlikeli olup olmadığı da sık sorulan sorular arasında yer alıyor. Klinik Psikolog İhsan Öztekin, hipnoterapinin seans sırasında ve sonrasında fiziksel ya da psikolojik bir risk taşımadığını belirtiyor.

Öztekin’e göre hipnoterapi sırasında ve sonrasında kişinin kan basıncı, kan şekeri, dolaşım ve solunum gibi hayati fonksiyonları biyolojik olarak olumsuz etkilenmiyor. Aksine, hipnoterapi sonrasında bu değerlerin daha stabil hale gelebildiği gözlemleniyor.

Uzmanlara göre hipnoterapi; doğru kişi tarafından, uygun klinik çerçevede ve danışanın rızasıyla uygulandığında güvenli bir psikoterapi yöntemi olarak değerlendiriliyor. Ancak her psikolojik destek yönteminde olduğu gibi, hipnoterapide de uzman seçimi ve etik uygulama büyük önem taşıyor.

www.iyipsikolog.com

Tepkin Ne?

Harika Harika 0
Kötü Kötü 0
Sevdim Sevdim 0
Komik Komik 0
Şaşırdım Şaşırdım 0
Üzücü Üzücü 0
Kızdım Kızdım 0
Editör

Editör | İyiPsikolog.com, psikologlar ve ruh sağlığı uzmanlarının bilimsel görüşlerini; güncel psikoloji haberlerini, terapi yaklaşımlarını ve mental sağlık alanındaki gelişmeleri doğru, güvenilir ve etik habercilik anlayışıyla sunar. Uluslararası psikoloji ve sağlık haberciliği standartları doğrultusunda, bilimsel veriler ve uzman görüşleri analiz edilerek kamuoyuna aktarılır.

Yorumlar (0)

User